Zamane çocukları çok şey biliyor

3 Mayıs 2019

Evet, kesin bilgi. Onlar bizden, hele bizim anne babalarımızdan kilometrelerce ilerideler.

Bir gün içinde maruz kaldığımız uyaran sayısı, 30 sene öncesiyle kıyaslanamayacak kadar fazla. Akıllı telefon, instagram, tablet, Netflix’in ortasına doğdu bu nesil. Onların hiç eksilmemiş beyin hücrelerinin nasıl dolabileceğini düşündünüz mü hiç? Ben, eve alınan ilk siyah-beyaz televizyonu hatırlayan ben, ne diyebilirim ki?

Sadece internet, hızlı ulaşım, süper hızlı bilgi akışı değil değişen. Hayatlar, işler, eğitim ve öğretim yolları da değişti. Bu konuda kitaplar dolusu bilgi var. Değişimin iyi yönünü de biraz ürkütücü taraflarını da konuşabiliriz tabii ki. Birçok farklı köşeyi mercek altına yatırabiliriz. Çok geniş ve bir yazıyla geçiştirilemeyecek kadar zengin bir alan. Şimdilik, müsaade ederseniz, bu geniş konuyu bir köşeye kaldırıp, okullardaki olumlu bir eğitim modelinden bahsetmek istiyorum.

İnsan en iyi deneyerek öğrenir

Talia 15 yaşında neredeyse. Tabii koruduk, kolladık; el bebek gül bebek büyüttük. Daha dolmuşa tek başına binmeye yeni başladı. Arkadaşlarıyla ilk kez sinemaya geçen ay gitti.

Ve birden okuldan bir ödev, hayatımızın en büyük gündemini oluşturdu: Üç günlük staj!

Kurallar son derece kesindi. Okula üç gün gitmeyecekler, onun yerine ileride yapmak isteyebilecekleri iş koluna yakın bir ofiste üç tam gün geçireceklerdi. Mümkünse her işe koşturacak, sayfalarca not tutacaklar, sonrasında da uzun bir rapor hazırlayacaklardı.

Karar verme aşaması, işin en zor kısmıydı…

Neyse, bir yaşlılar evinde staj yapmak istediğini söyledi. Belki psikoloji okumak istiyordu, hem de yaşlıları seviyordu. Gayet güzel bir karardı, hemen en uygun yeri bulduk. Üç günlük SSK girişi yapıldı ve Talia işe başladı.

Benim ilk göz ağrım, güzel prensesim, hiç sesini çıkartmadan çalıştı. Hemşirelerle ilaç dağıtımına, tansiyon ölçmeye; temizlik elemanlarıyla yerleri silmeye gitti. Yürüyemeyecek durumda olanların tekerlekli sandalyelerini itti. En çok yaşlılarla yan yana oturup sohbet etmeyi sevdi.

Neler öğrendi, neler gördü, ne çok değişti… Üç gün sonra, daha olgun bir genç kızdı Talia. Sanki empati duygusu gelişmiş, sanki bir tık daha sevecen olmuştu. Hayatına giren yaşlılar, onun belleğinde ilelebet kalacaklardı. Anatolia Park’ın sahipleri ve işletmecileri Orhan ve Polen, ona özel bir sertifika bile hazırlamışlardı, çerçeve içinde duvarda gururla sergilenecekti.

En çok neye üzüldü?

Geçen akşam sohbet ederken en çok neye üzüldüğünü sordum. “Kimsenin ailesi etrafta değildi, başuçlarında fotoğraflar var ama arayan, soran yoktu. En çok buna üzüldüm. Ben sizi hiç bırakmak istemiyorum” dedi. Biraz gözlerimiz nemlendi, biraz burun direğimiz sızladı. Birbirimize sıkı sıkı sarıldık.

Sözün kısası, şimdiki çocuklar, şimdiki dünya, şimdiki eğitim; bambaşka. Gençlerin, isterlerse, bütün hayallerini gerçekleştirebilecekleri, imkanların sonsuz olduğu bir zaman diliminde yaşadığımızı biliyorum, görüyorum ve çok mutlu oluyorum.