Okullarda paketli ürünlere değil, gerçek ürünlere yer vermeliyiz

22 Mart 2019

Ocak ayının ilk günlerinde Tarım ve Orman Bakanlığı artık kantinlerde ‘Okul Gıdası Logosu’ uygulamasına geçileceğini belirten bir basın açıklamasında bulundu. Çocuklarımızın tüm gün boyunca okulda olduğunu ve kantinden alışveriş yaptığını düşünürsek, bu konu hayli mühim.

2019 – 2020 eğitim ve öğretim yılında başlayacak olan bu uygulamayla okullarda satılan ürünler renk kategorilerine sarı, yeşil ve kırmızı olarak ayrılacak. Kırmızı ürünler, enerji yoğunluğu yüksek ürünleri temsil ediyor. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli bu uygulamayla: ‘Okul gıdası logosuyla enerji yoğunluğu yüksek ürünlerin tüketimini engelleyeceklerini ve obeziteye karşı savaş açacaklarını belirtirken, İyi beslenme alışkanlığına uygun gıdaları diğer ürünlerden ayırmayı hedeflediklerini açıkladı.

Yeni eğitim dönemiyle birlikte artık logosuz ürünler kantinde yer almayacak. Ancak bir ürüne renklerle etiket vermek çocukları onlardan ne kadar uzak tutabilir? Sadece yapılacak ürünlerde renklendirme çalışması obeziteye ya da sağlıklı beslenmeye ne kadar etkili olacak. Yeşil ürünlerle gezen çocukların annesi sevinç çığlıkları atarken, kırmızı ürünlü çocukların anneleri yas mı tutacak?

Avrupa’da durum nasıl?

Tüm okul yemeklerinin hükümet tarafından tamamen finanse edildiği Finlandiya ve İsveç’te, öğle yemekleri ‘tabak modeli’ de dahil olmak üzere ulusal diyet kurallarına göre düzenleniyor.*1

İngiltere’de ise yüksek miktarda tuz, şeker ve yağ içeren yiyeceklerin bulunması sınırlandırılmış durumda. (örn. Haftada iki porsiyondan fazla olmamak üzere derin yağda kızartılmış yiyecekler) ve besin açısından zengin yiyeceklere -sebze ve meyve- teşvik ediliyor. Ortalama bir okul yemeğinde verilen yiyecek ve içecekler 14 farklı besin değerini karşılaması gerekiyor.*1

Norveç, Danimarka, Hollanda ve Belçika da ise zorunlu okul yemek sistemine sahip değil. Ancak okullar çocukların kendi öğle yemeklerini getirmelerine izin veriyor.*1

Fransa hükümeti ise 2016 yılında aldığı kararla okullarda bulunan yiyeceklerin en az% 40’ının mevsimsel ve yerel yetiştiricilerinden alınıyor.*2

Başka memleketlerde hal böyleyken bizde kendi ülkemizde olan bitenleri Gıda Dedektifi’yle konuştuk.

Türkiye’deki okul kantinlerinde satılan ürünlerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Okullarda satılan gıdaların çok önemi var çünkü orada çocuklar ve gençler tamamen kendileriyle başbaşalar. Bunun da yanı sıra, çevre etkenleri de önemli tabii ki. Kantinde satılan ürünleri almayan bir öğrenci, her gün başka arkadaşlarının elinde bunları görünce üç gün almasa dördüncü gün canı çekiyor, alıyor. Bu belki ağır olacak ama sigara alışkanlığı gibi bir şey. Zaten dünyada henüz kanıtlanmamış olsa da, rafine ve nişasta bazlı şeker, en az sigara kadar tüketimi kontrol altına alınması gereken bir bileşen. Bugüne kadar 18 okulda 2000’den fazla öğrenciyle söyleşiler yaptık. Okullardaki kantinler genel itibariyle kötü durumda. Yani kötü durumda derken, marketlerde, bakkallarda hatta köşe bucak açılan büfelerde ne varsa, okullarda da var. Hatta daha da kötüsü var diyebiliriz. Gelişme çağında olan çocuk ve gençlerin beslenmesi çok ama çok kritik bir konu.

Çocuklar şekerli ürünleri üzerinde uyarı olmasına rağmen kendilerine uygun sanıyorlar

El bebek, gül bebek büyüttüğümüz kızlarımız, oğlanlarımız  gün geliyor İlkokula başlıyor ve karşısında belki daha önce hiç tüketmediği, bilmediği veya farketmediği ürünlerle karşılaşıyor. Bakın şu renkli şekerler okullarda çocuklara gösteriyorum; bu size yönelik bir ürün mü diyorum, evet diyor çocuklar. Peki üzerinde bakın ne yazıyor; “Çocukların dikkat ve aktiviteleri üzerine olumsuz etkileri olabilir.” Düşünün; çocuklara yönelik bir şeker ve üzerinde yazanlar bunlar. Mevzuat bu uyarıyı yaparak görevini yerine getirmiş addediyor kendini, işte o yüzden bizim gibi sivil inisiyatiflere ve toplumsal bilinçlenmeye ihtiyaç duyuyoruz.

Okul Logosu uygulamasıyla satışı yasaklanan bu ürünler geri gelebilir

Aslında  kantinlerde satılan ürünlerle ilgili  düzenlemeler bundan 3 sene önceye kadar dayanıyor. İlk olarak 10.03.2016 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı genelgesini görüyoruz ki hala yürürlükte olan bir genelgedir. Bu genelde ile, Sağlık Bakanlığı’nın kırmızı kategoriye aldığı yüksek oranda şeker ve yağ içeren ürünlerin kantinlerde satışının kısıtlanması söz konusudur. Ortaya çıkan Okul Logosu uygulaması ise, aslında satışı yasaklanan bu ürünlerin belli kriterleri yerine getirmesi haliyle  kantinlere sokulması sağlanacak gibi bir görüntü var. Yani aslında algılanan durumun tersine, konan yasağın biraz gevşemesine yol açabilecek bir uygulamadan söz ediyor olabiliriz.

Çocukların bu endüstriyel ürünlerin hiçbirine ihtiyaçları yok

Çocukların yüksek oranda kaloriye, tabii ki şekere ve yağa ihtiyacı var. Fakat, gerçek gıdalardan bunu almaları gerekirken, bu endüstriyel gıdaların normalleştirilmesi, onlara bir ihtiyaçmış gibi logo vb. çalışmalarla sunulması uzun vadede hatalı yaklaşımlar diye düşünüyorum. İçerikleri ne kadar kontrol altına alırsanız alın, bu ürünlerde gerçek olmayan oranlarda şeker var. Bu da Türkiye’nin bugün en kritik sorunlarından biri olan obeziteye ve diyabete sebep olan temel etken. Bunun yanı sıra, ürünlerdeki katkı maddelerini ve onun sebebiyet verdiği diğer büyük hastalıkları hiç saymıyorum. Dolasıyla okul logosunun ortaya koyacağı bir kategorinin önemi yok. Tek bir kategori ayrımı yapmalıyız; gerçek şeker ve gerçek olmayan şeker.

Kantinlerde yeterince denetleme yapılmadığı için yasaklanan ürünleri kantin vitrinlerinde görebiliyoruz

Dediğim gibi aslında 2016 yılında ortaya konan uygulama çerçevesinde yasaklanan ürünlerin    kantinlerde satışının bir nevi yasallaşması diyebiliriz. Zaten bu genelge yeterince denetlenmediği  için bu ürünler kantinlerde satılmaya devam etti. O yüzden, bu genelgelerin veya mevzuat değişikliklerinin denetim olmadan hiçbir işe yaramayacağını baştan söylemek lazım. Aslında gönül isterdi ki, endüstriyel ürünleri masumlaştırma veya sağlıklı gıdalara dönüştürme çabası olarak bunlara okul logosu konması yerine gerçek şeker, gerçek yağ ve gerçek protein kaynaklarını okul kantinlerine sokmaya çalışabilsek. Bir çocuğun iyi bir kahvaltı yapmaya ihtiyacı var. Kantinlerde ne satılıyor? Poğaça. İstediğiniz kadar iyi yağ kullanın – ki kullanılmıyor – poğaça ile kahvaltı yapan bir çocuk sağlıklı olamaz. Peynir, süt, yoğurt, kefir. Nerede bunlar? Satılıyor mu kantinlerde? Yok. Çocukların şeker gereksinimi var. Şekeri gerçek kaynağından – meyveden, kuru meyveden-alması için çocuklara gereken bilinci aşılıyor muyuz? Biz çocuklara cipsler, krakerler yerine kuruyemişleri veriyor muyuz? Hangi kantinde satılıyor? Yok. Biz çocukları meyveye, kuru meyveye veya kuruyemişe alıştırmak yerine, yine paketlenmiş, endüstriyel gıdaları normalleştirmeye gittiğimiz sürece sorunu gerçekten çözmüş olmayacağız.

Logolu Okul Gıdaları uygulaması çocukların bilinçlenmesi konusunda ne kadar işe yarar olacak? Sizce sağlıklı beslenme konusunda çocukları  nasıl bilinçlendirmeli ve okullarda neler yapılmalı? Sizin bu konuda bir çalışmanız var mı?

Biz okullarda  endüstriyel gıdalar satılmamasından yanayız. Burada tavırımız çok net. Ortada dershane sorununa benzer bir kantin sorunu var. Olay tamamen duygusal. Herkes cebine giren paraya baktığı sürece bu iş düzelmeyecek. Kantinlerde endüstriyel gıdalar değil gerçek gıdalar satılmaya başlandığında  bir şeylerin düzelmesinden bahsedebiliriz. Satamıyoruz diyor bazı kantinciler. Satamıyorsanız bu bilincin gelişmesine katkıda bulunacaksınız. Ben okullarda her çocuğa  portakal veriyorum, kimse bugüne kadar almam demedi. Devlet gerekirse meyveyi bedava dağıtacak. Milyonlarca lira harcadıkları reklam kampanyaları, logo çalışmaları yerine çocuklara direk olarak ulaşabilecek, onların hayatına dokunabilecek projelere ihtiyaç var. Şekeri düşürülmüş gofretlere, yağı azaltılmış cipslere, kalorisi düzenlenmiş endüstriyel ürünlere değil; gerçek gıdalara ihtiyaç var. Bu durumun çözümü  organik yumurtada, meyvede, sebzede, kuruyemişte… Devlet  bunların tedarik aşamasında okullara gereken desteği vermeli. Çocuklar ve gençler  gerçekten devlet tarafından   desteklendiğini görmeli. Biz bu anlayışı oturttuğumuzda  bunun ilk meyvesini yine sağlıklı, başarılı ve   dinç bir gençlik  olarak devlet görecektir. Ben eminim ki, hepimiz bu ülkeyi çok seviyoruz ama   sevmeye çocuklardan başlamamız gerekiyor. Bunu unutmamalıyız.

*1:  Avrupa Gıda Bilgi Konseyi (EUFIC)

*2: https://www.slowfood.com/