Suçluluk Üçgeni – Şirin Yelmen Oktar

3 Eylül 2018

Çalışan anneler neden bu kadar sever suçluluk duymayı? Aslında sadece çalışan anneler mi, tüm annelerin içerisinde vardır yara, bazı durumlarda çok kanar. Bazı durumlarda kabuk bağlar kendini tam olarak göstermez. Yaramız kaşınmadan kanatır bazen. Çalışan annelerin yaraları kanırtma becerisi çok daha yoğun ve vurucudur.
Nedendir bir türlü yetemeyişimiz, yetinemeyişimiz? Beklentilerimiz ve gerçekleştirdiklerimiz, mevcutlar ve olmasını arzu ettiklerimiz arasında kapanmayan bir mesafe oluşur, dipsiz bir kuyu açılır. Bundandır iki de bir boşluğa düşmemiz…
Boşluğa düştüğümüzü de kabul etmez, bahaneleri sıralarız. Kendi sorumluluğumuzu almak yerine sorumluluğu başkasına yıkarız. Yaptığım koçluklarda, düzenlediğim seminerlerde bazı cümle kalıplarını duyuyorum. Özellikle duyduğum cümleler aşağıda yer alıyor. Tüm cümleleri okuyun ve en çok söylediğiniz cümleleri işaretleyin.

• Annelikte iyi değilim.
• Bu aralar çalışan annelik rolümden istifa etmek istiyorum.
• Bu iş yerinde çalışan annelere çok önem vermiyorlar.
• Büyük şehirlerde çalışan anne olmak çok zor!
• Zamanı yönetme konusunda iyi bir anne değilim.
• Bu ülkede çalışan anne olmak çok zor!
• Ne işte ne evde istediğim hayatı yaşayamıyorum.
• Zorluklar içinde doğmuşum, zorlanmadan bir iş mi olur?
• Çalışan anne olmak çok kötü bir şey, bir daha dünyaya gelsem çalışmam.

İşaretlediğiniz cümlelerin üzerinizdeki etkisi nedir? Bu düşünce duygusal olarak sizi nasıl etkiliyor? Kimileri öfkeleniyor, kimileri içine kapanıyor, kimileri ise kader diyor. Kimileri de geçecek zamanı var diyor.

Zamanın zamana sorumluluğu var. Gelecekteki isteklerimiz için bugünden küçük adımlarla ne yapabiliriz? Örneğin; geçenlerde bir danışanım çocuğunu diş hekimine götürecekti. “Kızım haftaya diş ameliyatı olacak, o kadar çok suçlu hissediyorum ki kendimi” dedi. Nedenini sorduğumda cevabı çok düşündürücü! ”Ben çikolata yemesine müsaade ettiğim için, dişleri çürüdü. Ben müsaade etmeseydim, dişçiye gitmezdik.” Bu rolde anne; anneliğini suçluyor. Çocuğundan doğan her hastalığın ya da problemin kaynağı olarak kendini eksik ve yetersiz hissediyor. Bu yetersizlik duygusu daha çok kendini feda etmesine ve bazı şeylere evet demesine sebep oluyor. Bu da başka bir yetememe duygusunu beraberinde getiriyor.
Örnekteki anne bu düşünceyi zihninden geçirdiği zaman, anne olarak neler yapılabileceğine baksa ne hissederdi?

Çocuğumu çikolata yeme konusunda uyardım, cezalandırdım. Buna rağmen çocuğum çikolata yemekten vazgeçmedi ve bu sonucu yaşıyoruz da diyebilirdi.
Kendimizi suçlayan da biziz, suçluyu arayan da. Oysa bu işin zehri nasıl biz isek panzehri de biziz.

Her çalışan anne çocuklarına dair inançlarının sonuçlarını kendi hayatında yaşar. Bırakalım haklarını” kullansınlar! Bu hakkın kendi yaşamındaki yansımasını görsünler ki onlar da suçu başkalarında aramasınlar, kendilerini eksik hissetmesinler. Hata yapma lüksü bizi yetersiz değil, yeterli kılar.

Hata yaptıkça kendimize ev ödevi çıkartmalıyız. Günlük davranış değişiklikleri ile annelik rolümüze yeni bir yaklaşım getirebiliriz. Bunun için tek yapmanız gereken, kendi düşünce kalıplarımızı gözden geçirmek.

Suçluluk üçgeni içinde kaybolduğunu söyleyen, benim kitabımı alıp bana bir türlü kurtulamıyorum bu histen diyen sevgili okurlarım; Senin birinci işin kendi duygu durumunu geliştirmektir. Çocuklarının davranışlarındaki suçluyu aramayı bırak, suçlu olup eksiklik düşüncesini unut ve kendi duygularının en iyi versiyonuna yoğunlaş. Annelikle ilgili duygularını fark ettikçe, önce kendine yetebilecek, yetemediğin yerde yetemiyorum diyebilecek, kendinin en huzurlu, mutlu halini keşfedebileceksin.