Sınırları aşmak, akışta yaşamak

1 Ekim 2019

Genelde toplu taşıma kullanıyoruz. Araba metro istasyonunun otoparkına, biz metroya. Sonrasında gerekirse yürüyoruz, arada otobüs, vapur, hatta teleferikle, gideceğimiz yere varıyoruz. Hem kitaplar okuyoruz, ya da tadına doyulmaz sohbetlerde kayboluyoruz. İnsanlar, hayatlar, o koşturmaca, biraz atik enerji, iyi geliyor.

Mimi, metroda büyüdü desem, birazı doğru. Her uzayışında, her serpilişinde, bir başka hedefi gerçekleştirdi. En son tutaçlara ulaştı. Hoplamadan, zıplamadan. Mimi, metrodaki tutaçları yakaladı, nihayet!

Yanımızda oturan yaşlı hanım “aferin” dedi. İTÜ öğrencileri alkışladılar. Mimi’nin başarısına şahit olan, bunun bir başarı, bir dönüm noktası olduğunu algılayan herkes gülümsedi bize. Bir başka mutlu, gururlu indik sanki. O da, ben de. Hem büyümüş hem çok sayıda yeni dost edinmiş gibiydik ikimiz de…

İşte en sevdiğim anlar, böyle anlar. Herkesle karışmış, akışta kaybolmuş olduğumu hissettiğim bu özel zamanlar. Mutluluk, güven, sükunet duygularıyla iyileştiğim, güçlendiğim.

O siteler, o güvenlik duvarları, o geçilmez kapılar, insan için de, şehir için de ne kadar yanlış. New York’u New York yapan, o devinim içinde kısacık sohbet ediveren milyon dolar maaş alan CEO ve evsiz. Aynı sokak sosisçisinden sandviç yiyen kırk benzemez. Hemen sokağa açılan tiyatro kapıları, hayata karışmış gökdelenler. Broadway yıldızının karşıdan karşıya geçmesine yardım ettiği yaşlı amca. Havaya karışan onlarca dilin yarattığı tek cümle.

İki hafta evvel Arter açıldı. Dolapdere’de, yeni binasında. Mimarlık şaheseri bir yapı. Nasıl anlatılır, bilemedim. Gelecek zamandan gibi. Ama tehdit eden, korkutan bir duruşu yok. Ne yüksek duvarlar, ne teller var. Arka taraftaki meydanımsı bahçe, tamamen açık. Sergiler de muhteşemdi, orası ayrı konu. Tam olması gerektiği gibi. Bina, mahalleye gülümsüyor. Gelin, buradayım, sizi seviyorum diyor. Kimseyi ayırmıyorum, kapımı herkese açıyorum diyor.

Sosyolojik olarak doğru şehirleşmede olması gereken budur işte. Bizi büyüten, koruyan, kollayan şey, yüksek duvarlar değildir. Tam tersine, bu akış hali, bu kaynaşma durumudur. Seni görüyorum, seni anlıyorum, sana saygı duyuyorum tavrıdır. Yoksa gecekondu mahallesinin ortasına kale gibi korunan, tanesi birkaç milyon dolara satılan bir villa sitesi kondurmuşsun, mahalleyle bütün damarları da tıkamışsın, o zaman bir gelişme bekleme. Fakir, daha da mutsuz bir fakir olarak gecekondusunda kalacak. Zengin, belki de o tarafa hiç bakmayacak…

Neyse, Mimi listeye bir çizik daha attı. Ayakta kaldığımız zamanlarda o da tutunacak artık. Eminim birkaç sene sonra o tutaçlara uzamaya çalışan kendinden biraz küçük bir çocuğa güç verecek. Eminim yanındakine, yamacındakine gülümseyecek…