Mimi 10 yaşında

6 Şubat 2020

Şu iki basamaklı sayılardan oluşan yeni bir yaşının olmasını nasıl büyüttü, nasıl bir olaya çevirdi, anlatamam. Doğumgünü geldi. Bütün hayatımız, Mimi’nin 10. yaş günü. Kimler gelecek, menüde neler olacak, hangi şarkılar çalacak, hangi oyunlar hangi sırayla oynanacak? Ya evin dekorasyonu? Ya parti sonrası yatıya davet edilecek olan en yakınlarla “after party” muhabbetinin organizasyonu?

O küçük kalbi heyecanla atıyor. Aklından her an, on yaşının partisi geçiyor. Hayalinde mumları da üflüyor, arkadaşlarıyla evin salonunun bir ucundan bir ucuna da koşturuyor. Hayat sevincim, küçük yavrum, 10 yaşında oluyor!

AVM’lerde parti malzemeleri, bizim ona almamız için hediyeler seçiyoruz. Bir tarafımla bu saçmalık derken bir tarafımla da onun heyecanına kapılmış gidiyorum. İki basamaklı bir yaş; o artık büyük oluyor. Gençlerin gizemli dünyalarına bir adım daha yaklaşıyor. Evet evet, haklı. Mimi büyüyor.

Ne yani, artık beraber uyumayacak mıyız? Herhalde hayır. Ah ne üzücü… O bebek-çocuk havası kaybolacak süratle. Sivilceli bir alın ve siniri burnunda bir ergene dönüşmesine pek az var. Öptürmez, kucaklamaz, fazla konuşmaz bir ergen… Her günümüzün tadını çıkartalım, birlikte geçirebileceğimiz her saat beraber olalım; n’olursun Mimi:-(

Baş başa cafe’ler, sinemalar, müzelerimiz var bizim. Severek yürüdüğümüz sokaklarımız, bitki çaylarını sevdiğimiz mekanlarımız. Hayır o büyüyor, beni yalnız kalma fikri korkutuyor. Mimi ve ben; bence ayrılmaz bir ikiliyiz. Şimdilik. 10 yaşında oluyor, çok yakında da 13. Anne-babayla değil de arkadaşlarıyla gezeceği günler çok yakında bizi bekliyor…

Bu ruh haliyle çıktık sokağa o öğleden sonra. Yine sevdiği parkta oynadı, yine en sevdiği dondurmacıdan çikolata ve çilekli dondurma yedi. Favori köşemizde oturduk, çaylarımızı söyledik. Bir baktım yan masada Hülya Avşar oturuyor.

Yıllardır bir ahbaplığım vardır. Üç beş dakika konuşur, hal hatır sorarız. Her zaman çok zariftir, çok incedir. Tam merhaba deyip rahatsız etsem mi diye düşünürken başını kaldırdı, sıcacık gülümseyip ayağa kalktı. Çok yakın, çok dosttu. Sarıldı, sohbete başladı. Derken Mimi’yi fark etti. Artık sahne onlarındı. Konuştular, gülüştüler. Hülya Avşar, çocuk çok seviyormuş meğer, çok iyi iletişim kuruyor. Öyle bir etki yarattı ki, Mimi’ye bütün gece internetten Hülya filmleri ve fotoğrafları gösterdim.

O gece yatırırken bana çok ilginç bir şey söyledi Mimi. Baba, Hülya Avşar’ın yüzünde dövme var ya, çok güzel, ben biraz daha büyüyünce doğumgünü hediyesi olarak onun aynısından istiyorum, dedi. Yok, dedim, onun yüzünde dövme falan yok, nereden çıkartıyorsun, dedim. Var, görmemişsin, dedi Mimi.

Eminim yoktu. Ben Hülya Avşar’ı uzun yıllardır tanıyorum canım. Yürüyüşte, ormanda, lokantada, sinemada sürekli görüyorum. Arada kahve bile içiyoruz. Onun yüzünde dövme yok tabii ki…

Derken çektiğimiz selfie geldi aklıma. Açtım, fotografı büyüttüm: Dövme oradaydı!

Evet, Mimi büyüyordu. Evet, isterse 18 yaşından sonra Hülya Avşar dövmesinden yaptırabilirdi.

Kendi kendime çok güldüm o akşam. Mimi büyüyor, ben yaşlanıyorum. Bu kadar net!