Bonjour Paris

1 Haziran 2019

Büyük kızım sekiz yaşındayken baş başa Paris’e gitmiştik. Yoksa yedi miydi? Öyle hızla akıyor ki yıllar, şaşırdım şimdi. Neyse; o gezinin fotoğrafları ve anıları sofralarımızda, aile tatillerimizde sıklıkla canlandı tabii. “Baba-kız” Eyfel önü pozlarımız hep sevilerek seyredildi. Yediğimiz yemekler, gördüğümüz çocuk oyunları defalarca anlatıldı. E Mimi de böylesi baş başa bir Paris haftasını istemekte yerden göğe kadar haklıydı.

İki, üç yıl beceremedik. Okul tatilleriyle benim boşluğum tam örtüşmedi. Uyumlu zamanlarda da ya uygun fiyatlı tur yoktu ya da avro kuş olup uçmuştu.

Nihayet ortak uygun haftamız bulundu. Biletler mil destekli, otel en uygunundan seçildi. Koca şehirde bir hafta neler yapacağımız okundu, çalışıldı, bir program olarak gün gün yazıldı. Ve bir pazar günü sabaha karşı, erken uçağımız için havalimanının yolu tutuldu.

Çocuklarla arkadaş olmanın en iyi yolu

İnsan insanı yolda tanır, doğru laf. Yıllarca gezen, bıkmadan giden bir gazeteci olarak tavsiyem, çocuklarınızla gezilere gidin. İlle Paris, Singapur, Dubai olmasına gerek yok. Yaşadığınız şehrin uzak bir mahallesine bir günlük bir gezi de olabilir bu. Ama bazı şartlar var. Öncelikle bir “görülecek yerler” listeniz olsun. Mutlaka uygun bir sıralama yapın. Sonra “nerede yiyelim” araştırmanızdan süzülen birkaç yeri not edin. Yapılacak bir aktivite varsa, onu da eklemeyi unutmayın.

Defteriniz elinizde, her bir satıra bir tik atarak dolaşın. Bırakın o da keşfetsin; okusun, öğrensin, anlatsın. Kaybolursanız hemen google maps’e sarılmayın; müsaade edin esnafa yol sorsun. Karnınız acıkınca, seçtiğiniz yerde menüye bakıp, siparişini kendisi versin.

Aranızda oluşacak o büyülü dostluğa inanamayacaksınız. Anne yok, öbür kardeş yok. Sadece ikinizsiniz. El ele, gönül gönülesiniz. Bütün şehir, mahalle, ülke, ada, artık nereye gittiyseniz; sizin. Çocuğunuzu çok daha yakından tanıyacaksınız. Yandaş, ortak, dünyayı keşfeden iki gezginsiniz. İki bedendeki tek yüreksiniz.

Yoruldum, ama değdi

Çok yorucu bir şehir Paris. Her yerde kuyruk, her aktivite önünde kalabalık var. Yılmadık. Eyfel’i, Louvre Müzesi’ni, çocukların çok sevdiği müze Jardin de Plantes’ı gördük. Şehri sokak sokak dolaştık, bir gün 20 kilometre yürüdük. Montmartre’a tırmandık. Kubbesi yanan Notre Dame’a üzüldük. Krep, waffle, kruvasan yedik. Mimi’nin canı ayran ve köfte istediği için Türk dönercide kendimize ziyafet çektik. Üç tane çocuk oyunu seyrettik…

Bir hafta bitmesin istedim. Odamızı toplaması, kıyafetlerini katlayarak kaldırması, her sabah günün planını yapmamız hiç aklımdan çıkmayacak. Akşam yorgun argın biraz TV seyredip, Fransız devrimi hakkında konuşmamız da. Vebadan, giyotinden, başka hastalıklardan ölen binlerce insanın kemiklerini ve kafataslarını gördüğümüz Catacombes da.

Keşke bu haftalardan yılda üçer beşer yapabilsek. Güzel anılar kısmı kesin de, ebeveynler için sonsuz yoruculuğunun yanında, kesinlikle tedavi eden bir zaman dilimi. İnanın bana.