“Aman yesin de”…

3 Eylül 2019

Yaz tatili, Marmaris, saat 18:00 civarı. 4 yaşındaki kızım öğle uykusundan uyanmış, plajda iki çocukla oynuyor. Ben göz ucuyla takipte, az ileride bir hamak bulmuş, sallanıyorum. Bir anne, çantasından kocaman hazır poğaçalar çıkarıyor ve bütün nezaketiyle sadece kendi çocuğuna değil, yanındaki bütün çocuklara birer tane veriyor, hatta geliyor, bir poğaça da bana uzatıyor. Kızımı “teyzeye” teşekkür etmesi için teşvik ediyorum. “Aman, önemli değil”, diyor teyze, “yesinler de…”

Derken bir bakıyorum ki teyze, kutu sütler çıkarmış çantasından. Kakaolu sütler. Yine son derece nazik bir hareketle her çocuğa birer tane veriyor. “Hay Allah”, diyorum, “mahçup olduk size”… “Aman”, diyor, “onlarla birlikte benimki de yiyor ya!” Anlıyorum ki çocuğunun yemekle bir sorunu var… O yesin diye annesi takla atmaya hazır. Ama anlamadığım şeyler var…

Poğaça ile başlayalım. Bazılarımız için yemek saati yaklaşmış. Poğaçaları veren anne, çocuklara yiyecek vermesinin “iyi” bir hareket olduğundan o kadar emin ki, birilerinin planlarını bozacağı aklından bile geçmiyor. Oysa ben mesela, o sırada “tüh” diyorum içimden. Tüh, çünkü kızımın iştahı hamurla kapanacak. Tüh, çünkü kızımı poğaçayı yememeye ikna etmek çok zor olur. Tüh, çünkü o boş poğaçaların besin değeri düşük.

Çikolatalı süte geçelim. Ben eve hiç çikolatalı süt almam, çocuklarım mis gibi sade süt içerlerken bu alışkanlıklarını kaybettirmek ve şeker alımını arttırmak mantıklı gelmiyor. Ama çocuğuma sunulduğunda “Sen içme, arkadaşların içsin kızım” da diyemem. Ama bunca atıştırmadan sonra akşam yemeğini unut gitsin! Beni geçin, çocuğuna kutu süt içirmeyen anneler var, onları da geçin çocuğuna hiç süt içirmeyen anneler var! Acaba onlar ne yapar böyle durumlarda?

Gelelim en çok garibime gidenine: “Aman”, diyor anne, “yesin de…”
Siz burada ne duyuyorsunuz?

Yesin de… (ne yerse yesin!)
Yesin de… (çünkü bir şey yememe ihtimali var!)
Yesin de… (başkaları ne yer ne yemez, umurumda değil!)

Birincisi; Çocuğa abur cubur yedirip de onu “beslediğini” zannetmek bir gaflet değil midir? İkincisi; Ruh ve beden sağlığı yerinde bir çocuğun “yememe” ihtimali aslında yoktur. Üçüncüsü; Bunu mesele yapacak değilim ama eminim ki bazı ülkelerde bir yabancının çocuğuna ikram verirken annesinin fikri sorulur…

Çocuğa ne pahasına olursa olsun “bir şey yedirme” merakı toplumumuzda tavan yapmış. “Çocuklar yemek yemezler” diye peşin bir önyargı var ve bunun korkusuyla hareket eden ebeveynler, da bu fantezinin gerçek olması için çabalıyor gibiler. İştahsız çocuk çok zor oluyor, kuşkusuz. Ama iştahsız çocukların çoğunu o hale bizlerin getirdiğini anlamak da zor olmamalı. En temel, en hayati ihtiyaçlardan biri olan beslenme fonksiyonunu, beyni normal çalışan bir çocuk neden yerine getiremesin? Neden “Çocuğum çiş yapmayacak!” diye korkmuyoruz da, “Yemek yemeyecek” diye korkuyoruz?

Bir anne olarak itiraf ederim ki ne zaman bir konuyu başaramayacağımı düşünsem (genelde peşinen destek almadığım konulardır, çarpım tablosunu öğretmek gibi) tam da o konuda sorun yaşarım! Bazıları tereyağından kıl çeker gibi işi bitirirken, benimki tedirginliğimi korudukça uzar da uzar. Mesele haline getirmediğim tüm konularda ise (genelde peşinen destek aldığım konulardır: uyku, emzirme, beslenme gibi) çok geçici sorunlar yaşarım. Çünkü korkumuzu ister istemez çocuğa yansıtıyoruz. Bu yüzden yemekle ilgili bu tuhaf, “etnik” korkumuzu yenmek için çabalamamız şart…