“Üzüntü ile Neşe Gezerler Hep El Ele”

7 Şubat 2020

Geleceğimiz olan genç nesillerin bilinçli bir farkındalıkla yetişmiş bireyler olarak dünyayı daha yaşanılabilir ve güzel bir yer yapabileceklerine inanan İlksen Mutluile çocukların özellikle duygu denetimi, dikkat kontrolü ve öz- farkındalık becerilerinin gelişmesine destek bir hayat becerisi kazanmalarını hedefleyen mindfulness çalışmalarının daha çok çocuğa ulaşması için yazdığı ilk kitabı ve hayatı hakkında konuştuk.

Kısaca biraz kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, İlksen Utlu ben.  Adana’da doğdum. Ortaokul ve lise eğitimimi Tarsus Amerikan Koleji’nde tamamladıktan sonra Boğaziçi Üniversite Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum. İngilizce öğretmeni olarak başladığım meslek hayatıma son yıllarda Mindfulness eğitmeni olarak devam ediyorum. Öğretmen ve mindfulness eğitmeni bir anne olarak hayatın içinde yaptığım gözlemleri ve farkındalık üzerine yaptığım çalışmaları harmanlayarak, çocuk gelişimine katkıda bulunmak üzere hikayeler yazıyorum.

Sizi “Mindfullness” akımına yönlendiren ne oldu? Bu eğitimi aldıktan sonra hayatınızda neler değişti?

Bu alana yönelmemdeki en büyük etken İngilizce öğretmenliği yaptığım yıllar boyunca okullar ve öğrenciler üzerinde ve kızımın büyüme sürecinde kızım üzerinde yaptığım gözlemler oldu. Konu ile ilgili yaptığım bir araştırma “mindfulness”ın eğitim alanında dünyada büyük bir hızla yayıldığını ve öğrenci ve öğretmenler üzerindeki olumlu etkilerini gözler önüne seriyordu.

“Mindfulness” yolculuğum öğretmenliğimin son yılında başladı. Öğrencilerimle beraber yaptığım kısa deneme uygulamalarında “mindfulness”ın hem kendi hem de öğrencilerim üzerinde yarattığı olumlu etkiyi gözlemleme fırsatım oldu. Bu gözlemden hareketle İngilizce öğretmenliği görevime ara verip bu alanda derinleşmek üzere eğitim almaya ve çalışmalar yapmaya başladım.

Anne olmadan önce öğretmen olarak gözlemleriniz ve yorumlarınız anne olduktan sonra değişti mi? Somut örnekler rica etsek.

Bu benim de anne olduktan sonra okula tekrar dönmeden önce kendi adıma çok merak ettiğim bir soruydu. Kendi cevabımı bulduğumda şu cümleyi kurduğumu çok net hatırlıyorum: ‘Önceden yalnızca öğrencilerim olarak gördüğüm çocukların her birini artık hem öğrencilerim hem de kendi çocuğum gibi görüyorum.’ demiştim.

Sanırım annelik içgüdülerimin günden güne gelişmesiyle öğrencilerimin her biri kendi kızım veya oğlumdan farksız oldu benim için. Annelikle birlikte şefkat duygum gelişti. Onların sevinçleri, üzüntüleri veya kaygılarına karşı daha duyarlı bir hale geldim. Velilerimin duyabileceği kaygı ve endişeleri daha yakından hisseder oldum.

Çocuklarla yaptığınız çalışmalarda sizi en çok şaşırtan ne oldu?

Uyguladığım ‘Çocuklar için mindfulness’ programı ile birlikte çocukların bilinçlerinin yüksekliği ve deneyimlemeye açık halleri beni bir kere daha şaşırttı. Programı bu sene ilk defa 4 yaş grubuyla da paylaştım ve kendilerini yeni yeni ifade eden bu yaş grubu çocukların bile ilgili katılımı gerçekten çok etkileyiciydi.

Kitabı yazarken nasıl bir hazırlık aşamasından geçtiniz?

Dikkatimi yoğun bir şekilde Mindfulness alanında yaptığım çalışmalar ve okumalara vermemle bir kanal açıldı içimde. Bir hikaye yazmaya niyet etmemle birlikte okuduğum kitapların üzerine, defterlerime ve ajandama aklıma gelen notları almaya başladım.  Bu notlar zamanla yan yana geldi ve kurmaca bir hikayede beden buldu. Okuduklarım, hayatın içinde yaptığım gözlemler, öğretmenlik yıllarım boyunca öğrencilerimle biriktirdiğim anılar ve kızımın büyüme süreci içinde biriktirdiklerim harmanlanınca ortaya ‘Üzüntü ile Neşe, Gezerler Hep El Ele’ çıktı.

Genellikle çocuklar mesajı direk veren kitapları pek tercih etmiyorlar, sizin kitabınızda ise direk yönlendirme var, yazarken ne düşündünüz, çocuklar beğenmezse diye korkularınız oldu mu? Peki kızınız ne yorum yaptı?

Hem bir eğitimci hem de bir anne olarak değerli bulduğum bir bilgiyi çocuklarla paylaşmak ve onların gelişimine katkı sunmak niyetiyle yola çıktım. Leyla karakterinin yaşadığı duyguların bütün çocuklar için ortak olduğunu düşünüyorum.  Paylaşmak istediğim bilgiyi çocukların en güvendikleri anne, baba ve kendilerini yakın hissettikleri oyuncak karakteri üzerinden vermenin çocuklar tarafından daha rahat kabul göreceğini düşündüm. Direk vermeyi tercih ettiğim mesajı kullandığım ritimli dil ve sunduğum sürprizli yolculukla daha neşeli ve eğlenceli bir hale getirmeye çalıştım. Çocukken bana neşe veren ve evrensel olduğunu düşündüğüm motifleri kullandım. Hiçbir aşamasında korku barındırmayan, üretken, neşeli ve umut dolu bir süreç oldu benim için.

Kızım da hikayeyi beğendi. Kitabın ana karakterleri olan Leyla ve Tilki’yi ondan ve onun hayatından ilham alarak ortaya çıkarmam hoşuna gitti sanırım.

Çocuklarla ilgili başka ne gibi çalışmalarınız olacak?

Okullar, öğretmenler ve çocuklarla sürdürdüğüm mindfulness çalışmalarıma ve bu alanda çocuklar için hikayeler yazmaya devam ediyor olacağım. Daha çok sesli okuma etkinliği yapmak ve hikayemi bir tiyatro ya da müzikal platformuna taşınmak da niyetlerim arasında.