Modern Türk ailesi

31 Ekim 2019

İki kıymetli isim; Türkiye’de psikoterapi öykülerinin öncüsü Psk. İlkim Öz ile ülkemize Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik kavramını kazandıran yazar Gülüş Türkmen, modern Türk ailesinin iki farklı yüzünü ortaya koyan harika bir röportaj gerçekleştirdiler.

Aşırı korumacılıktan gösterişçi ebeveynliğe uzanan ebeveynlik manzaralarına bir de bu ikilinin gözünden bakalım…

Gülüş Türkmen:Ben çevremde çok fazla mükemmeliyetçi anne görüyorum. Çocuğun her anını kontrol etmeye ve bütün sorunları bertaraf etmeye çalışıyorlar. Anneyi kutsayan bir toplumda yaşadığımıza göre bu çaba, acaba kadının toplum tarafından onaylanma çabası mıdır?

İlkim Öz:Kısmen ama kadının kişilik yapısı da önemli. Ben de bazılarının annelik rolünü yüklenemediğini görüyorum. Senin bahsettiğin anne tipi daha çok takıntılı, bizim “obsesif” dediğimiz kişiliklere uyuyor. Hepimiz en az bir kez “uyurken nefes alıyor mu” diye bakmışızdır ama sabaha kadar başından ayrılmamak, nefes borusuna kaçıp bebeği boğar korkusuyla bütün katı gıdaları ezerek vermek, başına bir şey gelir diye onu kreşe göndermemek… Bunlar sıkıntılı. Genellikle bu tutumumuzu kendi annemizden alırız.

Annesi gibi olmak istemeyenler ne yapsınlar?

İşte onlar, bizden yardım almaya geliyorlar.

Modern Türk annesi hem evde, hem de ev dışında çalışıyor. Aileler eskisi gibi bir arada yaşamayınca, çocuğa bakmak daha bir zorlaştı, değil mi?

Toplumsal bir devinim ve değişim var. İki nesil öncesine kadar kırsal kesimde aileler kız çocuklarını okutmuyorlardı. O zamanlar şehirli aileler, okutulamayan kızları köyden alıp şehre getirir, eğitimlerini karşılar, karşılığında da çocuklarına baktırırlardı. Onlara “abla” derdik. O ablalar bizimle büyür, aileden biri gibi olurlardı. Şimdi köydeki kızlarımız da okuyorlar, bu çok güzel tabii.

Bakıcılı hayat ayrı bir zor olabiliyor. Doğru bakıcıyı bulmak için ne tür tavsiyeler verirdiniz?

Bebek bakmak için herhangi bir yardımcı değil, eğitimli ve profesyonel birini bulmak lazım. Çocuk gelişimi ya da pedagoji mezunu olmalı. Bakıcının yaşı önemli, sizinle aynı dili konuşması daha da önemli. Lütfen yabancı bakıcı tutmayın.

Yabancı bakıcıyı neden desteklemiyorsunuz?

En önemli sebep, sizin dilinizi bilmemeleri. Ben senelerdir ev gözlemleri yapıyorum, aileleri ev ortamında gözlemlemeye gidiyorum. Öyle evler var ki, iki çocuk için iki yabancı bakıcı bulunuyor. İngilizce dahi bilmeyenleri var. Bir bakıyorum ki herkesin elinde bir sözlük, birbirleriyle Tarzanca anlaşıyorlar! Bu bakıcılar çocuklarla oyun dahi oynayamıyorlar. Oysa çocuk, her şeyi oyunla öğrenir. Çocukları geçtim, ben bile anlaşamıyorum onlarla! Ne uyutmayı biliyorlar, ne sağlıklı beslemeyi. İstanbul’da durum daha vahim. Kulakları çınlasın, sevgili Billur Kalkavan geçenlerde bu bakıcı sorununu dillendirdiği için çok tepki aldı. Bunu anlatmaya çalışıyordu o da. Çalışmayan anneler bile yabancı bakıcı peşindeler.

Neden?

“Onun bakıcısı var, benim de olsun” diyorlar, model alıyorlar birbirlerini. Bazen bir çift geliyor terapiye, baba anneye diyor ki, “sen çalışmıyorsun, eve yardımcı alalım ama neden bakıcı alıyoruz?” Anne bana dönüyor: “İlkim hocam, herkesin bakıcısı var, benim neyim eksik?” Bakın, annelik böyle bir şey değil! Bakıcı çocuğa sizin vereceğiniz sevgiyi veremez. Ben de çalışan bir anneydim ama iki çocuğumu da üç yaşına kadar kendim büyüttüm. Kreş yaşına geldiklerinde de kreşe verdim.

Geçenlerde bir takipçim bana özelden bir fotoğraf gönderdi. Gittiği restoranda, karşı masada iki çocuğuyla hiç ilgilenmeden cep telefonuna bakarak yemek yiyen bir anne varmış. Bakıcı çocuklarına yemek yedirirken, o hep telefonuna bakmış. “Herhalde bunalımdadır” diye düşünmüştüm, yani özel bir durum sandım ama genel bir sorun demek ki. Öte yandan, ben yabancı bakıcıların eğitimli olduklarını ve dil eğitimi verdiklerini sanıyordum?

Eğitimli olanların haklarını yemeyelim, ama ben görmedim. Filmlerde gördüğümüz İngiliz mürebbiyeler artık Türkiye’de yok. Bakıcılar bir takım firmaların kataloglarından seçiliyor. Referanslar şöyle: “İstanbul’da 3 çocuk baktı”. Bu, tecrübe sayılıyor. Çok üzücü bir durum! Yabancıların hijyen alışkanlıkları da, yemek alışkanlıkları da bebekli hayata uymuyor, bizzat gözlemliyorum. Bakıcı desen değiller, bakım veren desen değiller. Lütfen çocuğum İngilizce öğrensin diye yabancı bakıcı tutmayın. Kendinize şu soruyu sorun: Çocuğumun gerçek ihtiyacı ne? Çocuğunuz taklit yoluyla öğrenir ve hangi dili verseniz öğrenebilir, ama konuşabilse ve ona ihtiyacını sorsanız, “annemle olmak istiyorum” der. Annenin doyuramadığını dünya doyuramaz. Nedir bu doyurulması gereken? Sevgi! Anne, öyle ya da böyle, bebeğin ilk iki yılında çocuğuyla olsun derim.

Benim çevremde ise sevgi veremeyen ama ayrışmakta güçlük çeken anneler azınlıkta. Ben de şunu görüyorum: Anneler, istemeseler de iki yıl dolmadan işe başlamak zorunda kalıyorlar. Ve büyük bir suçluluk duygusuna kapılıyorlar…

Çocuğa ihtiyaç duyduğu sevgiyi vermek adına devreye anneanneler, babaanneler, halalar da girebilir. Bakıcı elbette olsun. Ama yanında aileden birileri de olsun. Bakıcı, yardımcı olarak orada bulunsun ama çocuk onunla teke tek yaşamasın.

Aralık ayında Ankara’da Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik Konuşmalarına katılacaksınız. Orada karı-kocalıktan anne-babalığa geçiş sırasında yaşananları anlatacaksınız. Bu rol geçişinde en sık görülen sorunun ne olduğunu sorsam?

Çok güzel bir soru. Çocuk doğduğu zaman rota tamamen değişiyor, kartlar yeniden dağıtılıyor, yeni kimlikler ediniyorsunuz. Babalar ilk aylarda genellikle “pabucum dama atıldı” diye şikâyet ederler. Karı-koca ilişkisiyle anne-baba ilişkisini dengelemek bazılarına zor gelebilir. Buradaki temel sorun, kadının kendini annelik üzerinden var etmesi.

Yani kadının birinci kimlik olarak anneliği benimsemesi?

Evet, eşiyle iletişim ve cinsellik sorunları varsa, bebeği bahane ederek kocasıyla arasına mesafe koyuyor. Kadın ve eş kimliklerini askıya alıyor. Bebeğin gelişiyle birlikte yataklar ayrılıyor. Birlikte uyumaları gerektiğini iddia ediyor fakat esas sebep, bu. Kadın bu tercihi bilerek yapmıyor aslında! Bunu fark edebilirse, sorunlarını dile getirebilir. O zaman da çözüm imkânı doğar.

Peki, diğer çiftlerde normal karı-koca ilişkisine, cinsel hayata dönüş nasıl yaşanıyor?

Lohusalık kırk gün sürer derler. Aslında hormonların eski düzeylerine dönmeleri, organların toparlaması ortalama iki yıl alıyor. Hormonal dengenin getirdiği psikolojik değişim bu süre içinde toparlıyor. Bu yüzden yeni bir bebekten önce en az iki yıl beklenmesini öneriyoruz. Doğum sonrası oksitosin, prolaktin dediğimiz emzirme hormonları çok aktif olduklarından cinsellik hormonu geri planda kalıyor. İlk zamanlar anne ile bebeğin bağımlılık zamanları. Babaya az yer var. İlk üç ay anne, hiç cinsellik düşünemez. Altı aydan sonra sinyaller yavaş yavaş gelmeye başlar. O döneme kadar babanın “kardeş kardeş” yaşamayı kabul etmesi, anlayış göstermesi beklenir. Ama narsist tarafı ağır basan erkekler bu dönemde bebeği kıskanabiliyorlar. Onlardan da uzman desteği alarak çocuk yönlerini büyütmelerini bekliyoruz.

Bir sohbetimizde çocuklara hiç tuvalet eğitimi verilmemesi gerektiğini düşündüğünüzü söylemiştiniz. Biraz açıklar mısınız?

Tuvalet alışkanlığının doğal bir süreç olduğunu düşünüyorum. Bebek dünyaya bir programla geliyor: Belli bir süre içinde kasları güçleniyor, yürüyor, sonra da idrarını tutmaya başlıyor. İnsan yavrusunu kendi doğasında bıraktığınız zaman bunu kendiliğinden yapar. Ama baskıya tepki verir. Bir danışanıma arkadaşı tavsiye vermiş: “Uykusu gelince yüzüne su serp, uyumasın, gece uyusun” demiş. Bu biyolojik ritmi bozduğumuz zaman sıkıntı çıkıyor. Anne babalar kaygılanmadan bebeklerini izleseler, bebekler çok güzel rehberlik yapacaklar aslında. Bizler bebeğin beslenmesini de bozuyoruz, tuvalet düzenlerini de.

Ama şehir hayatı zaten bozuk ritmi olan bir hayat değil mi? Sabah kahvaltısı şartı, öğle yemeği şartı, akşam yemeği şartı da bir zorlama değil mi örneğin? Çocuğu doğal haline bırakınca anne ne yapacak? Gece üç kere mi kalkacak?

Sınırlar önemli tabii. Uykusuz bir bebek söz konusuysa, bir uyku bozukluğu varsa baba devreye girecek.

Babalara değinmenize sevindim. Birkaç yıl önce “blogger anne” diye bir kavram çıkmıştı ama son zamanlarda artık “blogger baba”lardan da bahsedebiliyoruz. Siz de günümüz babalarında çocuklarına yönelik daha büyük bir ilgi olduğunu görüyor musunuz?

Kesinlikle! Bana gelen babalar da çok daha bilinçli, bilgili, ilgili ve farkındalıkları yüksek babalar. Ortada bir sorun olmasa bile geliyor ve “çocuğuma nasıl daha iyi bir baba olabilirim” diye soruyorlar.

Bu harika bir gelişme! Aile içindeki dengeyi de düzeltecektir, değil mi?

Elbette, babalar değiştiklerinde aile içi denge daha sağlam oluyor. Bu çok sevindirici bir gelişme.