Pınar Erbaş: “Çocuklar kırmızı çizgim”

6 Şubat 2020


Konuğum ana haberin içinden ama konumuz ana haber bülteninden çok daha başka… Sevgili Pınar Erbaş’ı hepimiz hafta sonu ana haber saatinden tanıyor olsak da o aynı zamanda “İnek Möli Asla Unutmaz ve Tavuk Rola Şarkı Söylemek İstiyor” çocuk kitaplarının yazarı. Konumuz ortak olunca bir araya geldik ve kitaplardan, okuma alışkanlığından, kendi çocukluğundan, neden çocuk kitabı yazmasına kadar pek çok konuyu konuştuk…

Röportaj: Aslıhan GÜNDÜZ
Fotoğraf:Dokuphotography

Senin okul döneminin hepsi Galatasaray’da geçmiş. Üstelik liseyi de yatılı okumuşsun…
Evet, İstanbul’da oturmama rağmen lise dönemim yatılı geçti… Bu okulun tadı bu şekilde geçecek diye düşündüm. Şimdi ileride -inşallah kendi çocuğum olduğunda- bunu kendi çocuğum için de isterim.

Neden?
Çünkü o yaşta bir çocuğun yatılı okuyor olması çok önemli deneyimler kazandırıyor, kişiliğini şekillendiriyor.

Başka neler katıyor?
Topluluk içindesiniz ve komün hayatı yaşıyorsunuz. Her şeyi aynı anda yapıyorsunuz. O bütünlük içerisinde herkesle beraber hareket ederken öyle bir birey olmayı öğreniyorsunuz ki. Karakteriniz o kadar iyi gelişiyor ki. Üstünüzü örtmeniz şart, yoksa hasta olursunuz, bunun bilincindesiniz. Sabah sizi kimse kaldırmayacak, kimse size o dersler bitecek demeyecek… Tüm bu sorumlulukları o yaşlarda üstünüze almak basit şeyler belki ama sizi hayata çok iyi hazırlıyor. İşte bu yüzden iyi ki yatılı bir okul deneyimim olmuş diyorum hep.

Peşine yine Galatasaray ve İletişim Fakültesi… Üniversite ile birlikte iş hayatına da aynı anda başlamışsın…
Ne olacağıma çocukken karar vermiştim. Üniversiteye girdiğim anda çalışmaya başladım.

İlk iş nasıl oldu?

O zamanlar Fatih Altaylı gazetenin başındaydı, gazete de yeni kurulacaktı. Mail attım staj için ve geldim, görüştüm başladım. İki sene boyunca da stajyerlik yaptım. Sonunda da çalışan olarak başladım artık. Zaten staj dönemimde de işleyişin çok içindeydim röportajlarım ve haberlerim yayınlanıyordu. Beş sene boyunca hafta sonu eklerinde muhabir olarak çalıştım, özel röportajlar yapmaya başladım.

Gazete röportajlarından ana habere geçiş nasıl oldu?
Çalıştığım kurum Show Tv’yi satın alınca deneme çekimleri başladı… Derken bir telefon “Pınar ana haber sunacaksın” inan, algılayamadım ne demek istediklerini o kadar beklemediğim bir şeydi… Hatta ilk haberimi aileme bile söylemedim, ben de emin değildim çünkü o kadar ani oldu o süreç ve yedi yıldır devam ediyorum. Tam bir tesadüfler silsilesi oldu aslında. En büyük kolaylık habercilikten geliyor olmamdı elbette.

 

Çocuklarla ilgili içimizi mahveden o haberleri sunarken nasıl profesyonel olabiliyorsun?
İlk başlarda çok sarsıldığınız, nefesinizi kesen haberleri zamanla içselleştirmeden empati yapmayı öğreniyorsunuz. Hala olayın farkındasınız, duyarlılığınız devam ediyor ama artık onu çok içselleştirmeden hayata devam ediyorsunuz. Haber nedir? Haber olanı vermek değil, neden o hale geldiğini sorgulamaktır ya işte orayı sorgulayabilmek için “Olana tamam üzüldük evet, hadi şimdi devam ediyoruz” u yaşatmak lazım… Elbette bazı durumlarda alışamıyorsunuz. Kırmızı çizginiz oluyor iyi ki de oluyor, çünkü duyarlılığınızı kaybetmemeniz gereken konular var. Nedir bunlar dersen benim için çocuklar.

Ve bu kırmızı çizgin olan çocuklar için iki kitap çıkardın…
Çocuk kitabı çıkarmaya çok meyilliydim. İstedim ki Pınar ablaları olarak çocuklara ne sağlayabilirim, bu hayatta benim de bazı tecrübelerim var ve ben bunları anlatırsam belki çocukların akıllarının bi köşelerinde kalır ve belki hayatlarında onlara yardımcı olur. Hayatta herkesin başına pek çok şey geliyor ama bazı durumlar var orda pes etmemeleri, yollarına devam etmeleri gerekiyor… Bunları da kitaplarıma didaktik bir dilden uzak, tamamen çocuk kafası ile yazdım.

Mesela?

Tavuk Rola; şarkı söylemeyi çok seven, her bulduğu yerde şarkı söyleyen, öyle çok da hoş karşılanmayan, başına türlü sıkıntı gelen ama kendine inancını hiç yitirmeyen ve hayalinin peşinden koşan bir tavuk. Peki bu hayatta da böyle mi? Evet! Ben de staj yaptığım dönemde her şey muhteşem değildi, çok kez pes edebilirdim ama hayat öyle değil maalesef, kendinize inancınızı yitirip “Acaba ben mi yanlış düşünüyorum?” dediğiniz zamanlar bile oluyor ama pes etmediğinizde, gayret ettiğinizde hedefinize ulaşıyorsunuz.

Aslında kitaplarının ana teması da burdan yola çıkarak oluşmuş anladığım…
Evet, ben aslında size bunları anlatmak istiyorum çocuklar, bu da aklınızın bir köşesinde kalırsa ileride belki hatırlarsanız, -ki çünkü aşinalık böyle bir şey- belki bir faydam olur düşüncesiyle yola çıktım.

Peki İnek Möli?
Karakterimiz biraz kibirli. İnsanlara tepeden bakıyor. Kötü niyetli mi hayır. Az kalsın kendi doğum gününü kaçıracaktı, neden? Asla unutmam diyordu. Unutabilirsin, hata yapabilirsin. Hepimiz hata yapabiliriz, bundan korkmamak lazım diyorum Moli ile.

Gönül rahatlığıyla her iki kitabının da proje kitap olmadığını söyleyebilirsin bu durumda…
Kesinlikle! Çok uzun zamandır hayalimdi. Peki neden şimdi dersen dört yıl önce hayatıma yeğenim Arya girdi. Ben zaten oldum olası çocuk seven biriydim. Onunla birlikte o çocuk dünyasının içinde çok daha fazla severek ve isteyerek dahil oldum.

Bol çizimlerden oluşuyor, neden?
Kitapların çizimlerini Çağrı Odabaşı yaptı. Bu çizimleri yaptırırken bilerek kahramanlara objeler de çizdirdim, çünkü ben Arya’ya bir şey okurken salt yazıları okumuyorum. Kitabın çizimleri üzerinden de hikayeler oluşturuyoruz. İşte bu yüzden kahramanın peruğu var, gözlüğü var. Yağmur yağdığı için o sayfada küçük bir şemsiye var… Benim yazdıklarımın dışında da hayal dünyalarında onlarla buluşmak istediğim için, kitaptan sıkılmamaları için, onlarda anlatırken o detayları görüp hikayeler oluştursun diye çizimleri en az hikayem kadar önemsedim.



Ailelerimize neler söylemek istersin?

Bütün günün yorgunluğunu çocukların üzerinden çıkarmayalım, bi kitabı sevmediyse zorlamayalım, parklarda çocuklarımızın salıncak sırasına karışmayalım, bırakalım kendi aralarında halletsinler…