Çalışan ebeveynleri rahatlatma rehberi

11 Aralık 2019

Çocuklarınızla geçirmek üzere kala kala yalnızca birkaç saat kaldığının sıkıntısını yaşıyorsanız, bu bölümdeki en iyi şekilde zaman yönetimi stratejilerini denemeye başlayın. İnanın bu öneriler size çok faydalı olacak.

LISA LOMBARDI / Çizimler:BIJOU KARMAN

Büyük oğlum 12 yaşındayken bir gece bana en tatlı ses tonlarından birinde “ Anneciğim, seninle ya da babamla geçirdiğim zamandan daha fazlasını dadımla geçirdim.” Oğlum baştan sona bu konuda haklı. Uyanma saatlerini eklerseniz, ona söyleyecek tek bir sözüm yok.

Çalışan bir ebeveynin asla ve kat’a duymaya katlanamayacağı şeyleri bir araya getirin. Bu tür matematik hesabı yaparken inanın kendimize eziyet ediyoruz. Hafta içi günleri her sabah 2 ve her gece 2 saat olmak üzere ( tabi bu süreler yaşa bağlı olarak değişebilir.) çocuklarımıza zaman ayırıyoruz. Bakıcı ya da kreşin bizlerden aldığı 20 saatle karşılaştırdığınızda ıslak gözlerle ve suçluluk duygusuyla bir şeylerin ellerimizden kayıp gittiğini gözlemliyoruz.

Serena Williams yeni anne olduğunda, Twitter’daki bir paylaşımında kendisi Wimbledon’da maçları için antrenman yapıyorken bebeğinin ilk adımlarını göremiyor olmasının ona çok koyduğunu yazdı. Böyle bir ıstıraba karşı hangi ebeveyn kayıtsız kalabilir ki? Çocuklarımız büyürken birçok eşiklerden birlikte geçeceğiz ancak eşiklerden birisini ıskaladığımızda bu yürek burkucudur.

“Dönüm noktaları harikadır ancak hayata anlam katan her ne varsa bunlar hayatın yalnızca minik kırıntılarıdır.” diyor Riverside’daki California Üniversitesi, Psikoloji Profesörü ve The How of Happinesseserinin yazarı Sonja Lyubomirsky. “Esas olan çocuklarınızı sevmeniz, beslemeniz ve desteklemenizdir; yaptıkları her muhteşem şeye şahit olmak değil.”

Ve bilim de suçluluk duygusundan kendimizi sakınmamızı tavsiye ediyor. Geçtiğimiz yıl yayınlanan Harvard İş İdaresi Okulu’na ait bir büyük çalışma, çalışmayan annelerin olduğu kadar çalışan anne çocuklarının da mutlu büyüdüğünü saptadı. Aileler ve Çalışma Enstitüsü’nün yaptığı başka bir araştırmada ise çalışan ebeveynlerin çocuklarına şu soru yöneltildi: “ Ebeveynlerin çalışma hayatının senin hayatını etkileme yönlerini olumlu değiştirebilecek bir dilek hakkın olsaydı, bu dilek ne olurdu?” Ebeveynler, çocuklarının bu soruya cevaplarının “kendileriyle daha fazla zaman geçirmek olduğunu” tahmin etmiş olsalar da, bu soruya çocuklar aslında “keşke ebeveynlerimiz daha az yorgun ve stresli olsalardı.” cevabı verdiler.”  Uzun lafın kısası, kaçırdığımız zamanlar değil, yakaladığımız anların ortasında ne derece mutlu ve dingin olduğumuz esastır. “Herkes için aile zamanını daha fazla ödüllendirici yapmaya nasıl yaklaşabiliriz?” sorusuna cevaplarımızı şöyle sıraladık:

Anda farkındalık egzersizleri yapın.

Araştırmalar, huzurun sırrının gün boyunca küçük mutlulukların farkına varmaktan ve tadını çıkarmaktan geçtiğini ortaya koyuyor. Bu küçük anlar, çocuğunuzun bir kelimeyi hatalı /komik telaffuzu ya da bisiklet destek tekerleğini çıkarması olabilir. Dr. Lyubomirsky, “tadına varmanın gerçekten, o anın içinde yaşamak ve o anda maksimum olumlu alabilmek” olduğunu söylemiyor. Aynı zamanda bir durumu algılama tarzınızı gözden geçirebilirsiniz. Kapıya yürürken, görece kolay bir ulaşımla ev – iş rutinini yürüttüğünüze ya da en azından evinize girdiğinde çocuklarınızın odayı dağıtmış olduğunu görmeniz bir yana ödevlerini yapıyor olduklarını gördüğünüze şükrediyor musunuz? Ya da hala işyerinizde henüz yaşadığınız atışmaya takılıp kaldınız mı ve banyo zamanını kaçırdığınız için suçlu hissediyor musunuz?

Dr. Lyubomirsky, “ana odaklanmalısınız” önerisinde bulunuyor. Çünkü pişmanlıklar ya da diğer olumsuz duygular size yalnızca daha fazla anksiyete ve bastırılmışlık getirecektir. Vites değiştirmek problemi mi yaşıyorsunuz? Tebrikler, siz de bir insansınız. Strong as a Mother: How to Stay Healthy, Happy and (Mostly) Sane From Pregnancy to Parenthoodeserinin yazarı Kate Rope, “ iş hayatının taleplerinden sıyrılıp çocukların taleplerine koşturmanın ve her işi eksiksiz halletme beklentisinin çok zor olduğunu aklınızda tutun.” diyor. Bazı ebeveynler araba sürerken bir podcasti dinlemenin ya da 3-4 dakika meditasyon yapmanın evinizin kapısından içeri girmeden önce rahatlatmada yardımcı olduğunu belirtiyor. Headspace, Calm ya da Stop, Breathe & Think gibi uygulamalar size ilham verici olabilir.

Hedef, sürekli birlikte zaman geçirmek olmamalı.

“Off, bir gün neden 24 saatten daha fazlası değil?” sözüne çare olabilecek bir şey belki de kendi gardınızı biraz düşürmek. “Bir çocukla bağlantı kurmak o kadar fazla zaman almıyor.” diyor Rope. “ Her akşam yalnızca 10 dakika, tüm haftanızı değiştirebilir.”  Ve iyi zamanlar sonu gelmez turlara takılmış HEDEF 4 oynamak ya da uzun sohbetler anlamına da gelmiyor. Bilim testi için çocuğunuzu teste tutabilirsiniz. Hepimizi rahatla ve güvenli hissettiren ev rutininin cıvıltısı sizce de güzel olmaz mı?

Daha az baskı altında hissetme yollarını bulun.

Evle ilgili rutin işleri başkalarına yönlendirerek kendinize zaman ayırmak istemiyorsanız, yapılması gereken işleri nasıl bir düzene sokabileceğinizi düşünmeye başlayın. Mesela ben yıkanmamış tabakların yarısını makineden çıkarıp, yeni kirli tabakları makineye yüklüyordum ve işimi hemencik hallediyordum.( Aramızda kalsın ama !) Aslında bu tür halletmeler uygun zamanlara işleri sıkıştırarak sizlere zaman kazandırıyor. İrlandalı bir göçmen olan büyükannem, bakkalda çalışırdı. Sabahleyin iş için evden ayrılmadan önce yemek masasını akşam için hazırlardı. Arkadaşım Sue ise çocuklarının uyanmasından 1 saat önce çamaşırları makineye atmak için kalkar ve faturalarının ödemesini online yapar. Böylece eve döndüğünde zamanını ailesine ayırır. Sue, “şükürler olsun sabah insanıyım. Sabah sabah bu işleri bir angaryadan ziyade bana hayatımı kontrol etme fırsatları olarak görüyorum.” diyor.

Telefonunuzdan bir uzaklaşın.

Yale Üniversitesi Psikoloji Profesörü Laurie Santos, okulunun en popüler dersine giriyor:  “ Psikoloji ve İyi Yaşam.”  Santos’a göre “cihazlar gerçekten bizle sevdiklerimiz arasında bariyer olabiliyor. Çocuklarımızla olmamız gereken zamanlarda cihazlara hemen öncelik vermemiz gerektiği(!)  duygusuyla bizi cezbediyor.”

Elbette modern zamanlarda çalışma dünyası bizden sıklıkla 7/24 ulaşılabilir olmamızı bekliyor. Sosyal Medya ise farklı bir tür zorunluluk yaratıyor: Tanıdığımız tüm arkadaşlarımızla aynı ortamdaymışçasına oldukça kişisel – olumlu ya da olumsuz – mevzuları bir bir saçmaya başlıyoruz.  Kişisel mesajlarımızın arasına bir de “üzüntülü” , “sevgi” , ya da “wow” emojisi ekledik mi, bakın eğlenceye.  Orada herkes için ve her saat hazır ve nazır olmak gibi bir vahim yanılgı, açıkçası duygusal tükenmişliğe davetiye çıkarabilir.

Ayrıca, teknoloji beynimizle bir takım akıl oyunları da oynamaktadır. UCLA Tıp Fakültesi’nde Klinik Profesör olan ve Aware: The Science and Practice of Presenceeserinin yazarı Dr. Daniel J. Siege’ye göre “ Dijital araçlar başkalarıyla iletişim kurmaktan ziyade güdülenmeye odaklanan, beynin sosyal olmayan parçasını faaliyete geçirmektedir.” Ve birçok çocuk da aynı çıkarıma varıyor. Louisiana’daki bir ortaokul öğretmeni “keşke asla icat edilmemiş olsaydı diyebileceğiniz bir icat ne olurdu? “konulu bir kompozisyon yazmalarını öğrencilerinden istediğinde, 21 öğrencisinden 4ü , “ebeveynlerinin cep telefonları ”yanıtı verdi.

Teknolojik kuşatmayla baş edebilmek için bir tektip çözüm ne yazık ki henüz yok. Çözümler, çocuklarınızın yaşlarına ve mesleğine bağlıdır ancak gittikçe daha fazla aile mobil teknolojiden uzak geceler ve sosyal medyanın fişinin çekildiği hafta sonları geçiriyor. Dijital ağlardan birazcık da olsa uzaklaşmanın başka bir basit yolu ise mobil telefonunuzu “ gece rahatsız etme” moduna çevirmek ve uygulama bildirimlerini kapamaktır. Bu “rahatsız etme” moduna geçişim, bir gece uykumun ortasında “flaş haber” diye Ben Affleck’in aşk hayatı konulu bir haberden sonra oldu.

Dokunmanın gücüne kendinizi bırakın.

Bebeğinizin narin vücuduna yüzünüzü sürttüğünüzde ne olur? Ya da yatakta kitap okurken çocuğunuzla kafalarınızı tokuşturduğunuzda? Dr. Siegel “ Beynin sosyal devresi faaliyete geçer ve bu, benliğinizden daha büyük bir şeyin parçası olduğu duygusu bambaşkadır.” diyor.

Araştırmalar, yakın temasın prematüre bebeklerin daha hızlı kilo almasına, sancı ve anksiyetiyi hafifletmeye yardımcı olduğunu gösteriyor. Aslında, geçtiğimiz günlerde yapılmış bir çalışma, sevilen birisinin eline dokunmanın sadece stresi azaltmadığını, aynı zamana kalp atış hızının ve beyin dalgalarının senkronizasyonuna katkı yaptığını ortaya koydu. Bu yüzden kapıdan içeri girdiğinizde çocuklarınıza hızlı (ya da uzun!) bir sarılma, psikolojik düzeyde bağlantı kurmanıza yardım edebilir.

Çocuklarınıza sarılmanın ilişkilerinizi beslediğinden şüpheniz olmasın. Dr. Lyubomirsky, “ 17 yaşındaki oğlumla hala kucaklaşıyoruz. Ebeveynler, sıklıkla erkek çocuklarının 10 ya da 11 yaşına ulaştıklarında dokunulmak istemedikleri yanılgısına kapılıyorlar. Ancak erkek çocukları da fiziksel şefkate açıklar.” Evimde küçük oğlum bir grup sarılması için hepimize çağrı yapar ve biz de futbol karşılaşmalarında sahada gördüğümüz kucaklaşmalara taş çıkartan coşkuda kucaklaşırız.

Çalışan bir ebeveyn olarak bazen her şeye yetişemiyorsunuz. Mesela Serena’nın kendince kabul edilebilir bir gerekçesi vardı: Wimbledon için hazırlık. Şüphesiz hepimiz için de mazeret bulmak güç değil. Bir çocuğu çok sevmenin büyüsü onların küçük anlarında eşikler bulabilecek olmanızdır. ( İlk emekleyişi, ilk ön diş kaybı ya da ilk kelimesi) “Sahip olduğunuz güzellikleri saymayı deneyin.” önerisinde bulunuyor Dr. Lyubomirsky.  Ve ekliyor: “İşlerin ve problemlerin kuşattığı bir yaşamda, ailenizin sağlığı ve mutluluğu kadar önemli başka bir şey yok.”

BİZİ BİRBİRİMİZE KENETLEYEN RİTÜEL

“Cuma gecesini Taco yiyebileceğimiz, cihazsız bir aile gecesi olarak belirledik. Birlikte izlediğimiz ya da oynadığımız bir şey olmadıkça hiçbirimize ekran zamanı verilmiyor.”

Uyku öncesi her gece, eşim ve ben 5 yaşındaki çocuğumuz ve 2,5 yaşındaki ikizlerimizle birlikte bir şarkı söylüyoruz. El çırpmaları ve kıkırdaşma bu şarkılarımıza eşlik eder. Biz bu eğlenceyi seviyoruz.”

“ 11 ve 6 yaşındaki kızlarıma uyumadan önce onların geçmişlerine ait anlardan gülümseten anıları seçip anlatıyorum. Bu sayede onlara huzurla dokunmuş ve onlarla hayatımdan bir parça paylaşmış oluyorum.”