Türkiye’nin sigarayla savaşında aldığı puan kaç? – Fatih Türkmenoğlu

3 Ekim 2018

Mimi’yi sabah 6:30’da servise bindiriyoruz. Bu kadar erken. Günler iyice kısalmaya başladığında, evden çıkış saati zifiri karanlık olacak. Kış günleri bitmek bilmeyecek, biliyorum. Neyse. Şimdiden içimi de karartmayayım…

Servisin kapısı açılıyor, burnuma hemen sigara kokusu çarpıyor. Yanlış anlamışımdır, şoför bey dışarıda içmişse üstüne sinmiştir, benim burnum da çok hassas, bir de sabah olduğu için hemencecik hissediyorum falan diyorum. İki, üç, beş sabah; durum değişmiyor.

En sonunda, bu sabah, “siz arabada neden sigara içiyorsunuz”!, diye sordum. İlk cümlem öyle sinirli falan değildi. Üstelik günaydın demiştim zaten. Yok, kem küm, cam açıktı, falan dedi. İşte tam o anda, içimdeki canavar sahne aldı. Seni de, şirketi de dava edeceğim dedim. Çocuğumun alerjisi var, hergün hasta geliyor, bana sakın pardon mardon deme, sana yerden taşlar, sopalar alıverir ve öylece dalarım, dedim. Kendimi kaybettim. Adam alttan almasa, dalardım da.

İçme kardeşim şunu. İçmeyeceksin. İşini bitir, arabanı park et, yirmi metre uzaklaş, öyle iç. İzmariti çöpe at. Ağzına bir sakız al. Ellerini yıka. Araca öyle bin. Hayvan olma kardeşim. Bendeki hayvanı canlandırma…

En değerlilerimizi, kimlere emanet ediyoruz. Ben çocuğum rahatsız olur diye misafirlerimizi bahçenin ucuna yolluyorum. Vitaminlerle, minerallerle, sevgimle besliyorum. En doğruyu, en güzeli öğretmeye çalışıyorum. Sen Frida Kahlo gibisin, güçlüsün, savaşçısın, entellektüelsin, hakkını ararsın, kendini korursun, diyorum. Bir hafta kaldığımız, Frida’dan ilham alarak dekore edilmiş Casa Hermanas’ta dünyayı daha yaşanır, daha temiz, daha güzel nasıl yaparız diye kafa patlatıyoruz. Yerden çöpler topluyoruz. Denizden pet şişelerle çıkıyoruz. Nefes egzersizleri yapıp ciğerlerimizi güçlendiriyoruz. Sanat, doğa, ağaç diyoruz.

Sen ne diyorsun be kardeşim.

İçme şu sigarayı. Serviste içme. Fena dalarım, dalaşırım, yazık olur sana. İçme.