Okul Öncesi Eğitiminde “Reggio Emilia” Yaklaşımı- Burçin Akgün

6 Haziran 2017

100 DİLLİ ÇOCUK
Okul Öncesi Eğitiminde “Reggio Emilia” Yaklaşımı

Devletin çocukların farklılıklarını yok sayan ve hoşgörüsüz eğitim yaklaşımına karşı, “çocuklarla ilgili şeylerin yalnız çocuklardan öğrenilebileceği” fikri ile oluşan bir eğitim sistemi hayal edin. Çocuğunuzun klasik eğitimde pasif bir dinleyici ve uygulayıcı konumunda iken bu yeni sistemde baş kahraman olduğunu ve diğer her şeyi bu çocuğun merak ve doğuştan gelen öğrenme becerisine hizmet ettiğini düşünün. Hayali bile zor mu geldi? Yok canım olmaz öyle şey demeyin. Reggio Emilia yaklaşımına biraz daha yakından bakın.

Hazırlayan: Burçin Akgün – @styleboom


Reggio Emilia eğitim yaklaşımının  temelleri II. Dünya savaşı sonrasında İtalya’nın kuzeyinde Reggio Emillia adı verilen küçük bir kasabada anne babaların çocuklarının eğitim alabileceği bir okul kurma girişimiyle atılıyor. Hangi sosyal, kültürel ve ekonomik statüye sahip olursa olsun tüm çocukların eşit ve kaliteli bir eğitim almaya hakkı olduğu düşüncesi bu hareketin temelini oluşturur. İdealist bir öğretmen olan Loris Malaguzzi, Reggio Emilia bölgesindeki insanların bu hareketini duyar ve içinde olmak için bisikletine atlayıp Reggio Emilia’nın yolunu tutar. Malaguzzi’nin anlayışı ve önderliğinde kilin, taşın, toprağın da araç olabileceği; çevrenin ve doğanın kullanılabileceği bir okul anlayışı el birliği ile doğar. Malaguzzi ve arkadaşları liderliğinde, tamamı ebeveynler tarafından kurulan ve işletilen bu okullar, 1968 yılında İtalyan hükümetinin de desteğiyle günümüze kadar taşınır.  Ve bu ilham verici hikayesinin üzerinden on yıllar geçmiş olsa da hem Avrupa’nın hem diğer pek çok ülkenin “Reggio Emilia yaklaşımı” adıyla benimsediği bir eğitim anlayışı haline gelir.

Reggio Emilia yaklaşımı bir kolektif kültür ürünüdür. Malaguzzi bu eğitim sisteminin temellerini, devletin çocukların farklılıklarını yok sayan ve hoşgörüsüz eğitim yaklaşımına karşı, “çocuklarla ilgili şeylerin yalnız çocuklardan öğrenilebileceği” fikri ile atmıştır. Klasik eğitimde çocuk pasif bir dinleyici ve uygulayıcı konumunda iken Reggio’da çocuk baş kahraman ve diğer her şeyi bu çocuğun merak ve doğuştan gelen öğrenme becerisine hizmet etmektedir.

Çocuğun 100 Dili
“Çocuğun 100 dili” Reggio Emilia Felsefesinin en önemli ilkelerinden biridir. klasik eğitim anlayışları sınıftaki çocukların tek dili olduğunu varsayar , çocuğun kendi dilinin ne olduğu çok önemsenmez. Çocuğun anlatma ve anlama dili değil öğretmenin eğitimi sunma için seçtiği dil  önemlidir. Çocukların benzer düşünmelerini, benzer öğrenmelerini yani tektipleşmelerini sağlamak öğretmenin işidir. Reggio Emilia yaklaşımı ise onların farklı yollarla öğrenme ihtiyaçları olduğunu kabul eder ve o 100 dili sunmaya/anlamaya çalışır. Geleneksel eğitimde uygulananın ve beklenenin aksine; çocukların öğrenme anlarını sadece sözel ve yazınsal araçlarla anlamak mümkün değildir. Çocuklar kendi öğrenmelerini ışıkla, sesle, dansla, müzikle, çizgiyle ve daha sayılabilecek bir sürü dil ile ifade edebilirler. “Dünyanın her yerindeki çocuklar çizmeye ihtiyaç duyarlar ve bunun için bir yol bulurlar. İşaretler ve görsellemeler çocuklar için ses çıkarmak ve konuşmak kadar doğal ve gereklidir (beyhan islam).

Reggio yaklaşımı büyüme sürecinde olan çocuğun önünde gelişimini engelleyen bir “duvar” düşünür, bu duvar yetişkinler tarafından kabul görmüş tüm kalıplardır, yetişkinlerin yalnızca neden ve sonuçlardan oluşan mantık sistemidir, yetişkinlerin deneyimleri ile duyuları arasındaki uzun mesafedir. Reggio Emilia bu duvarı ortadan kaldıran bir yaklaşımın ifadesidir.

“Her çocuk, doğal olarak entelektüeldir, meraklıdır ve anlam yapılandıracak kapasitede doğmuştur.”
Reggio Emilia yaklaşımının merkezinde çocuk yer alır ve “çocuğun imajı” kavramı önem taşır. Buna göre çocuk merak eden, araştıran, soran, zeka dolu ve sosyal bir varlıktır. Buradaki “sosyal varlık” çocuğun çevresi ve çevresindeki her şeyle doğrudan ilişkili olduğunu anlamak adına önemlidir. Her çocuğun kendini gerçekleştirebileceği alanlar vardır ve eğitim; çocukların bu alanları fark edebilmesine hizmet etmelidir, bu sebeple çevre üçüncü bir öğretmen olarak devreye girer.

Reggio Emilia felsefesini benimseyen okullarda çocuk bilgiyle doldurulacak boş bir levha olarak görülmemektedir, öğrenmeleri için en doğru, en iyi ve en uygun fırsatlar sunulduğunda onların öğrenmeye hazır oldukları kabul edilmektedir. (bennett) Örneğin çocuğa 100e kadar ritmik saymak öğretilmez, çocuk gerçekleştirdiği projesi içinde 100e kadar sayma ihtiyacı varsa sayar. Yaparak ve yaşayarak öğrenilir. Yine bu yaklaşımda akademik bilgi entelektüel ve sosyal becerilerden sonra gelir. “Her çocuk, doğal olarak entelektüeldir, meraklıdır ve anlam yapılandıracak kapasitede doğmuştur.”  diyor psikolog Peter Gray ve erken çocuklukta ispat, tekrar ve ezberle empoze edilen akademik bilginin çouckları tek doğru vardır anlayışına ittiğini  sorgulamak ve araştırmaktan alıkoyduğunu ileri sürüyor.

Öğrenen Öğretmen, Öğreten Çevre
Reggio Emilia yaklaşımını benmseyen öğretmenler gözlemci, eşlikçi, çocukla birlikte  öğrenen ve araştıran, provake eden ve rehberlik edendir. Öğretmen her şeyden önce aktif bir dinleyicidir, çünkü çocuktan bilgi ancak çocuğu her dilde dinleyerek elde edilebilir. Klasik öğretmen tanımından farklı olarak Reggio öğretmenleri dinleyen, gözlemleyen, aynı anda dokümante eden ve bu dokümantasyondan analiz çalışmaları yapan, çocuğa keşif yapabilmesi için gerekli ortamı organize edebilen, sadece okul kayaklarını değil dış kaynakları da araştırıp bulup sağlayabilen çok görevli öğretmenlerdir. Bu sebeple Reggio Emilia sınıflarında 2 öğretmen bulunur ve bu  öğretmenler özel ve önemli eğitimlerden geçmektedir.  Öğretmenler dışında bir de “atelierista” adı verilen ve resim/heykel vb güzel sanatlar ve pedagoji eğitimi almış uzmanlar sistemin içinde yer alır.  Bunun yanında okuldaki tüm diğer personel de aktif öğrenme sürecinin içinde çocukla yer alır, buna aşçıdan bahçıvana herkes dahildir.

Reggio Emilia yaklaşımın en önemli bir diğer ilkesi ise 3. Öğretmen olarak adlandırılan “çevre”dir. Sınıfların açıldığı ve herkesin ortak kullanımında olan Piazza, Reggio yaklaşımına uygun olarak organize edilen sınıflar ve atölye alanları ile çevre çocuğun tüm duyularına, kendini ve daha fazlasını keşfetmesine olanak tanımaya uygun şekilde özgür, yaratıcı ve merak uyandırıcı olarak şekillenir. Ayna, Işık/Gölge, Su ve Doğa Reggio Emilia’nın vazgeçilmez öğretmenleridir. Müfredat bazen çevreden, çocukların bir arada görüp merak ettikleri, sorup sorguladıkları konulardan şekillenir.

Çocuğu merkeze alan ve merakının peşinden gitmesine olanak sağlayan bir felsefe olan Reggio Emilia eğitim yaklaşımı ülkemizde de iyi örnekleriyle daha da fazla karşımıza çıkıyor. Aileler bu yaklaşımı iyice okuyup, araştırıp, seçecekleri okulda bu yaklaşımın ilkelerini hayata geçirebilecek fiziksel ortamın olup olmadığına, yine bu yaklaşımın vazgeçilmezlerinden olan aile katılımına yeterli şekilde dahil olup olamayacaklarına mutlaka dikkat etmeliler.


Gül Şahin,New School Ataşehir ve Gül Çocuk Evi Reggio Okulları Kurucusu

1) Sizin de istanbul’da kurucusu olduğunuz ve Reggio Emilia yaklaşımını benimseyen bir anaokulunuz var. Özellikle eğitim modeli olarak bu sistemi tercih etmenizin bir sebebi var mı? Siz bunu okullarınızda nasıl uyguluyorsunuz?
1994 yılından bu yana eğitim veren iki okul öncesi kurumum var. Okulumuzun bir tanesi İstanbul Ataşehir de. Bir diğeri ise Denizli’de.  İkisi de Reggio Emılıa ilhamlı okullar.. Yapılandırmacı eğitim olarak da tanımlanıyor bu yaklaşım. Reggio Emilia yaklaşımı bir model bir felsefe, sistem değil. Alınamıyor satılamıyor. Bu yaklaşım o hep bahsedilen ama bir türlü uygulanamayan çocuğun merkezde olduğu, çocuğun haklarına, fikirlerine saygı duyulan, merakı doğrultusunda öğrenmesi destekleyen bir eğitim kültürü. Çocuğun kendini ifade etmesi için birçok dili olduğunu ve katı bir eğitim sisteminde bu dillerin,  renklerin yok edildiğini söyleyen çocuğun 100 dili metaforu her şeyi anlatıyor aslında.

Çocuklar kendi öğrenme süreçlerinin esas aktörü olarak görüyor, onlara meraklarını tetikleyecek zengin çevreler sunmaya çalışıyoruz. Bu  yaklaşımın daha da yaygınlaşmasını, anne-babaların eğitimcilerin bu yaklaşıma ilgisinin artması da bizim için bir hayli önemli. Ailelerimizi bu anlamda atölye etkinliklerimize davet ederek minik kesitler paylaşıyoruz.

2) Bu yaklaşımın en önemli hedefleri neler? Dahası okul öncesi eğitimde bu yaklaşımı diğer yöntemlerden ayıran en önemli farklılıklar nelerdir?
Reggio Emilia yaklaşımının en önemli hedefi çocuğa öğrenme ve gelişme hakkını altın bir tepside sunmaktır. Çocuğun öğrenmesi ve gelişmesi sonuç ise, değerli olan o sonuca gelene dek çocuğun yaşadığı süreçtir. RE  yaklaşımı birçok okul öncesi eğitim programının tersine süreç odaklıdır  ve öğrenme ve gelişme doğal olarak kendiliğinden gelir.

3) Bir RE sınıfı nasıl oluşturulur, nelerden oluşur?
Reggio Emilia yaklaşımında ortam oldukça büyük önem taşımaktadır. Öyle ki, ortam için “öğretmenin kendisi” şeklinde bir ifade kullanılır. Ayna, ışık/gölge RE ortamında önem taşır.  Koridorlarımızda ve sınıflarımızdaki yer alan üçgen çatı biçiminde düzenlenmiş aynalar, konveks ve konkav aynalar çocuğun kendisini değişik açılardan ve değişik durumlarda gözlemesini sağlamakta ve çocuğu düşünmeye yöneltmektedir.  Çocuğun öğrenme dokümanlarına okulun her yerinde rastlamak mümkündür.

Her Reggio Emilia okulunun doğal materyaller ve sanat malzemeleriyle dolu olan, stüdyo ve laboratuar karışımı “Atelier” adı verilen bir atölyesi vardır. Her atölyede öğretmen ve öğrencilerle birlikte çalışan “Atelierista” adında birer sanat uzmanı bulunmaktadır. Bu kişi, eldeki proje ile ilgili haftalık aktivitelerin planlanmasına yardım etmektedir. Bu aktiviteler, öğrencinin kil, resim, kolaj, heykel, gibi yeni araçlarla kendini ifade etmesine yardımcı olmaktadır. Tüm materyaller çocukların ulaşabileceği şekilde açık ya da şeffaf kutularda bulunmalıdır. Ahşap ağırlıklı oyuncaklar ve taş, tahta, kum, yaprak gibi doğal materyaller bulunmalıdır . Ahşap bloklar, okuma köşeleri, tüm sınıfların bir araya gelebildiği piazza alanı dışında küçük grup çalışmaları için istasyonlar, aynalar, tepegöz ve ışıklı masalar gibi duyuları harekete geçirecek fiziksel unsurlar da donatılmış olmalıdır.

Reggio Emilia okullarının yalnızca iç mekan değil dış çevresi de oldukça önemlidir çünkü doğa  bu yaklaşımın ayrılmaz parçasıdır. Okulumuz bu anlamda çok şanşlı, bahcemiz dev bir koruluğa açılıyor. Hava durumundan bağımsız olarak hemen her gün bahçedeyiz, bir yaprak kanadınımız oluyor uçuyoruz,  okula korudan topladığımız “hazinelerimizle” dönüyoruz, izler buluyor üzerinde konuşuyor heyecanlanıyoruz.

4) RE yaklaşımında çocuklar nasıl öğrenir?
RE yaklaşımında çocuğun nasıl öğrendiğini takip edebilmemiz için  sonuca değil sürece bakıyoruz ve süreç çeşitli yollarla dokümante ediliyor.  Ses kayıtları, video , fotoğraf çekimleri , gözlem notları… Yani klasik bir eğitimde karnede göreceğiniz notun karşılığı bu  süreçte gerçekleşen şeylerin kayıtları diyebiliriz.  Binlerce fotoğraf, yüzlerce video, notlar incelendiğinde (incelemek için oturduğumuz masada ben de oluyorum) öğrenmeleri de yakalayabiliyoruz. Almış olduğum eğitim bu yakaladığımız öğrenmeleri görünür hale getirmemizi destekliyor.

Bu yaklaşımda çocuklarda öğretmen “merak” duygusunu her zaman canlı tutarak onları araştırma ve sorgulamaya yönlendirir. Bunun yanında renkler Türkçe dersine, rakamlar Matematik dersine ait gibi kategorizasyonlar yoktur. Eğitim sarmal olarak ilerler ve ihtiyaç duydukça öğrenme gerçekleşir. Doğa ve Fen, sanat atölyesinde bir kil heykelde bir araya gelebilir, ya da tam tersi.

Bizler çocuklarımıza klasik karneler degıl,gelısımlerını farkındalıklarını ,ilgilendıkleri alanlardaki calısmalarını belgeleyen karneler verdik.  Çocuklarımızın her bir çalışması bizim için eşsiz bir sanat eseridir, Reggio Emilia kasabasında da bunu görebilirsiniz, her yer metro istasyonları, meydanlar çocuklardan eserler ile dolur. Özgür ve özgün çocuklar.

5) RE  yaklaşımında öğretmenin rolü klasik sistemlere göre oldukça değişik. Siz okulunuz için bu yaklaşımı benimsemiş yetkin öğretmenleri nasıl seçiyorsunuz?
Öğretmenlerimizi titizlikle seçiyoruz, Reggio Emilia yaklaşımı her şeyden önce bu felsefeyi özüne dek benimsemiş, kalıpdışı ve vizyoner, fazlasıyla sabır ve sevgi dolu  eğitimciler istiyor. Öğretmenlerimle  yaratıcı bakış üzerine,  projelerin öğrenme çevrelerini geliştirmek üzerine sürekli çalışıyoruz. Bu bir ekip işi her zaman söylüyorum, ekip Reggio yaklaşımında biraz daha fazla önemli. Bunun yanında bizim için de öğrenmenin, gelişmenin sonu yok; RE yaklaşımına uygun çevrelerin hazırlanması ve çocukların mekandan, materyalden öğrenmesi üzerine eğitim kadromuza sürekli eğitimler aldırıyoruz.

6)Bundan on yıllar önce ta 1945 yılında ilk adımları atılmış olan RE eğitim modelinin, günümüzün bilgi çağında birden bire yeniden tüm dünyada en çok tercih edilen yaklaşımlardan biri olmasını nasıl yorumluyorsunuz?
İtalya’ya Reggio kasabasına defalarca gittim, okullarında dolaştım, kasabanın meydanında gözlemler yaptım. Kulaktan dolma bilgilerle değil yaşayarak ve deneyimleyerek bu yaklaşımı okullarımızda başlattık. Orada gözlemledim ki bu modelin çocuğa kazandırdığı şey, hayat boyu devam ediyor. Bu yaklaşımın kategorizasyonları, keskin sınırları, kesinleşmiş müfredatları yok. Yaşamdan beslendiği için değişen zamana, içinde bulunduğu lültüre, beklenti ve ihtiyaçlara göre şekillenebiliyor, özünde çocuğa göre şekilleniyor, o sebeple ne yerin ne zamanın bu yaklaşım üzerinde miadı doldu denecek bir etkisi yok.  İlham …Biz ilham alıyoruz. Mesleğimin 23. Yılındayım ve her sabah okullarıma gıderken mutlulukla, aşkla yürüyorum. Bunun sebebi çocuklarımın anlaşıldıklarını hissetmeleri,gözlerindeki mutluluk ve güven duygusu.

Uğur Kaya- Sanatla Teneffüs
Reggio Sanat Öğretmeni, Atelierista

1) Reggio Emilia yaklaşımında sanatın çok özel ve çok önemli bir yeri var. Sanat eğitim içine entegre bir etkinlik değil de bu yaklaşımın temel elemanlarından biri gibi. Reggio ve Sanat ilişkisini nasıl anlatırsınız?
Bir yapının temel taşı neyse sanat da Reggio Emilia yaklaşımı için onlardan biridir. Picasso’nun Guernica’sında olduğu gibi her şeyin tek tek bir anlamı vardır ama çıkış noktası savaştı. Bizim de Reggio’da sanatı kullanarak yapmak istediğimiz her bir çalışma için doğadan topladığımız materyallerle ve farklı malzemelerle çocukta kendine özgü olanı ortaya çıkarmaya çalışmak. Aslında sanat dendiğinde aklımıza sadece plastik sanatlar gelebilir ama biz Reggio’da sanatın tüm dallarını kullanmaya çalışıyoruz. Önemli olan  sanatın çocuk için bir araç olduğunu görmek.

2) Reggio Emilia “Çocuğun 100 dili vardır” diyor, siz çocuklara bu 100 dili kullanacakları sanat ortamlarını oluşturan bir Reggio sanat öğretmenisiniz, peki bu 100 dilde okuduklarınızı, gördükleriniz tercüme edilebiliyor, ailelere yol ve ışık olabiliyor mu? Yoksa bu 100 dil bizim anlayabileceğimizin çok ötesinde mi?
Kesinlikle ailelere yol ve ışık oluyor. Aslında RE  tam anlamıyla sanatın ve doğanın da içinde olan 100 dilden bahsediyor doğa bizim için sınırsız bir malzeme, istediğin her şeyi elde edebilmek ve ondan beslenmek.  Bir peçetenin bile materyal olacağını, onunla oyunlar oynanabileceğini görmek, ağaç yapraklarıyla baskı yaparak yaprağın/doğanın dokusunu keşfetmek bize doğanın materyaller sunduğunu anlatıyor çocuğa. Bakmak/görmek çalışmaları ile ise hedeflediğimiz daha geniş alana bakmak ve geniş alanda gördüğümüz küçük detayları resmedebilmek, bu çalışmalar sayesinde çocuk karşılaştığı herhangi bir problemi görerek, dokunarak veya izleyerek analiz ediyor ve çözüme ulaşıyor.

3) Tıpkı ilk insan gibi çocuk da kendini çizerek ifade etme ihtiyacı duyuyor, içgüdüsel olarak karalamalar başlıyor. İfade biçimi olarak çizmeyi nasıl açıklayabiliyorsunuz?
Çocuklar kendini ifade etmede zorlandığı için çizim diline yükleniyor, attığı her bir çizgide, yaptığı her  resimde bir anlam ve bir duygu yüklemesi var. Karalama evresinde çocuk sadece kendini resmetmek dışında herkesi ve her şeyi resmediyor.

Karalama evresi aslında çocukların konuşma dili ve ifade biçimi, biz bu çizimlerde çocuğun ne yaptığını öğrenmeye çalışıyoruz. Çocuk 3 yaşına geldiği zaman karalama evresinden çıkarak mandala dönemine yani form oluşturmaya başlıyor. Artık mandala çizimlerinde formları görebiliyoruz ve bu formların içinde yaptığı bireyleri ve çıkarttığı objeleri resmediyor. Biz de artık daha anlamlı ve ortak bir dil bulup resimlerde konuşmaya başlıyoruz.

4) RE yaklaşımını benimsemiş pek çok anaokulunda öğretmenlik yapıyor, İstanbul’un önemli çağdaş sanat müzelerinde çocuklara özel sanat atölyeleri düzenliyorsunuz. Bu kadar çok çocukla birlikte iken RE yaklaşımından gelen çocukları fark edebiliyor musunuz?
Çok fazla çocukla çalışarak her çocuğun içindeki 100 dili açığa çıkarmaya çabalıyoruz. RE yaklaşımı almış çocuklar meraklarının peşinden giderek doğrudan iletişim kurabiliyorlar ve çocuktan çocuğa aktarım süreci başlatabiliyorlar. Ben de bu süreçte aracı ve kolaylaştırıcı olarak çocuklara alan açıyorum. Çok fazla okulda eğitim vermek, faha çok çocukla işler üretmemi, bu da daha fazla çocuğa temas etmemi sağlıyor ve beni mutlu ediyor.

5) Sizin #bakmakgörmek etiketiyle çocuklarla bir arada sanat ortamında paylaşımlarınız dikkat çekici, çocuklarla bakmak ve görmek nasıl?
#bakmakgörmek etiketi gezdiğimiz müzeler, sergiler, doğa turlarında, çocukların bir sanat eserinde bütünü görmelerini, detaya şaşırmalarını, doğada ağaçları, böcekleri keşfedebilmelerini, neye nasıl baktıklarını açığa çıkarabilmeyi hedeflediğimiz bir çalışma. #bakmakgörmek RE yaklaşımının kilit noktalarından biri. Bu çalışmada çocuklar hayata bakış açılarını da değiştiriyor, geliştiriyorlar. Daha geniş bir perspektifle bakmayı ve detayları görmeyi geliştiriyorlar.

Beyhan İslam-Atelierista/Reggio Emilia Eğitim Danışmanı
Reggio Emilia yaklaşımı, oluşumu 2. Dünya Savaşı yıllarına dayanmasına rağmen, adını son on yılda sıkça duymaya başladığımız bir okul öncesi eğitim yaklaşımı.

İtalya’nın Kuzeyinde Emilia Romana Bölgesinde Reggio Emilia Kentinde ailelerin çocukları için “iyi bir eğitim” sağlama  isteği ile bir araya gelerek yapılandırdığı bu yaklaşım, günümüzde eğitim sistemlerinin sorgulandığı bir dönemde “çocuğa bakışı” ile dünyaya ilham oluyor. Reggio Emilia yaklaşımına göre, çocuk doldurulması gereken boş bir sayfa değil ve “merak” denilen itici  güç sayesinde kendi öğrenme sürecinin başkahramanı olabilir. Başka bir şekilde ifade edecek olursak, Reggio Emilia yaklaşımında çocuk,  meraklarıyla, potansiyelleriyle merkezde. Bu resimde yetişkine (öğretmene) düşen rol “öğretmek” değil, çocuğun öğrenme sürecine eşlik ederek, onun üst potansiyellerine ulaşması için gerekli desteği doğrudan bilgi aktarmadan, çocuğun kendisinin keşfederek bulmasına imkan sağlamak. Yaklaşımın bir modele daha doğrusu bir eğitim sistemine dönüşmesindeki en kritik noktanın da öğrenmek ve öğretmek arasındaki  bu çizgi olduğu söylenebilir.  Bu çizginin kalınlığı ve inceliği kültürden kültüre değiştiği için yaklaşımın olduğu gibi alınıp uygulanması gibi bir durum da mümkün değil. Her kültürde hatta her okul kültüründe yeniden doğan ve yorumlanabilmeye açık olan bu yapı bu nedenle  model olarak değil bir yaklaşım olarak kendini konumlandırıyor. Daha net bir şekilde söylemek gerekirse, dünyada Reggio okulu denilen okullar sadece Reggio Emilia kentinde olan çoğunluğu belediyenin destek ve denetiminde olan okullardır bunun dışındaki tüm okullar kendi kültürlerinde “Reggio ilhamlı” çalışmalar yapan çeşitli modellerle bu bakış açısını entegre eden okullar olarak adlandırılabilir.

Reggio Emilia yaklaşımı “çocuğu dinleme pedagojisi” olarak adlandırılan her çocuğun farklı ve özgün olduğu bakış açısıyla biçimlenmiş bir eğitim pedagojisi olarak tanımlanabilir. Bu bakış açısı, genellemelerden uzak durarak o anda, orada, o çocuk için bulunabilmek yani gerçekten çocuğu dinlemek ile var olabiliyor.  Yaparak, deneyerek, duyularla deneyimleyerek ve deneyimlerini yüzlerce diliyle ifade etme özgürlüğüne sahip olarak  yüz dilli çocuklara ihtiyacımız var, “eğitim” adını verdiğimiz kalıpları kırmaya ihtiyacımız var. Reggio Emilia Yaklaşımı böyle bir dünya için sahiden ilham verici.


RE kurucusundan Çocuğun 100 dili şiiri
Loris Malaguzzi / Reggio Yönteminin Kurucusu

Çocuğun 100 Dili
Bir çocuk 100′den ibarettir.
Bir çocuğun 100 lisanı,
100 eli,
100 fikri,
100 düşünme şekli,
oynama şekli ve konuşma şekli vardır.
100 her zaman 100…
dinleme şekli,
sevme şeklidir;
şarki söylemek ve anlamak için,
keşfetmek için…
100 zevk,
100 dünya
icat etmek için,
hayali kurulacak 100 dünya.
Bir çocuğun 100 lisani vardır;
(ve yüzlerce yüzlerce dahası)
ama 99′unu çalıyorlar.
Okul ve bu kültür,
kafayla vücudu ayırıyor.
Onlar çocuğa:
elleri olmadan düşünmesini,
kafasi olmadan yapmasını,
zevk almadan anlamasını,
sadece yılbaşlarında ve bayramlarda
sevip şükretmesini söylüyorlar.
Onlar çocuğa:
zaten orada olan bir dünyayı keşfetmesini söylüyorlar
ve geri kalan 99unu çalıyorlar.
Onlar çocuğa:
iş ve oyunun,
gerçek ve fantezinin,
bilim ve hayal etmenin,
yerin ve göğün,
sebep ve rüyanın
birbirine ait olmadığını söylüyorlar.
Ve onlar çocuğa
100′ün orada olmadığını söylüyorlar.
Çocuk onlara:
İmkansız, 100 işte orada! diyor.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir