His edinimi nasıl geliştirilir?

15 Ocak 2019

-Timaş yayınlarının katkılarıyla-

Bütün anne babalar çocukları için her şeyin en iyisini yapmak isterler. Fakat bazen hiç farkında olmadan çocuklarımızın duygularına tahmin etmediğimiz şekilde tesir edecek hamleler yapabiliyoruz. Pedagog Adem Güneş, Cezasız Eğitim kitabında çocuklarda “his edinimi” sürecinin nasıl geliştiği izah ederken anne babalara yol gösterici önerilerde de bulunuyor.

Çocukluk dönemi, his aktarımına karşı savunmasız olunan dönemdir. Bu çağda çocuk çevresindeki hisleri, filtresiz olarak kendi ruhsal yapısının bir parçası haline getirir. Özellikle okul öncesi çağı diye tanımlanan 0-6 yaş döneminde bu filtresizlik ve direkt aktarım çok belirgindir; kişiliğin temel unsurlarını oluşturur.

Çocuk bu çağda çevresindeki yetişkinin kendisine aktardığı hisleri olduğu gibi ruhsal yapısının bir parçası olarak edinir. Aktarılan hisler bazen direkt çocuk ile yetişkin arasında gerçekleşen etkileşimle olabildiği gibi, bazen de yetişkinlerin kendi arasında yaşadığı sorunlar veya iletişim araçları ile birbirlerine ilettiği mesajların endirekt yansımalarıyla da gerçekleşir.

Örneğin eşiyle tartışan bir baba, “Yeter, senden de bıktım, çocuğundan da…” sözü ile çocuğuna, çocuğun bizzat kendisiyle ilgili bir his aktarımı gerçekleştirir. Veya güzel bir aile içi sohbeti sırasında yetişkinlerin kendi arasında sarf ettiği, “Hayatta hiç kimseye güvenmeyeceksin…” sözü, “Bak ben en yakınıma, kardeşime güvendim de başıma neler geldi görüyorsunuz…” cümlesi direkt çocuğu muhatap almasa da onda endirekt his aktarımını oluşturur.

Bu dönem akılcıl olmayan, hislerin son derece açık ve öğrenmenin en hızlı olduğu dönemdir.

Çocuğun okul öncesi dönemde öğrenmesi farkındalıkla değil ruhsal edinimle gerçekleşir.

Bundandır ki çocuğun yanında bulunan yetişkin, onun zihinsel mekanizmasının henüz işlemde olmadığını ve söylenilen her sözü duygularına direkt geçireceğini… Jest ve mimikler ile aktarılan ifadelerin çocuğun bütün bir yaşamını etkileyecek “ben algısını” oluşturacağını bilmelidir.

İlerleyen yaşlarda çocuk kendi algılarını ve yorumlarını da kullanmaya başladığında yetişkinden geçecek hisler zihinsel filtrelere takılabilir. Bu sayede çocuk akılcıl yöntemlerle yetişkinin zarar verici hislerinden duygularını koruyabilir.

Örneğin, 5 yaşındaki bir çocuğa, “Sen tam bir geri zekâlısın,” diye hitap edildiğinde bu söz çocuğun zihinsel filtrelerinde yorumlanmadan direkt olarak duygularına tesir edeceği için çocuk kendi zekâsında gerçekten de problem olduğunu zanneder. Çocuğun kendisiyle ilgili bir “ben algısı” oluşur.

Bu çocuk 18 yaşına da gelse zorda kaldığı bir anda en derinde yatan kendi ben algısının çağrışımlarını işitecektir. Aynı söz 10 yaşında, gelişimi zarara uğramamış bir çocuğa söylenmiş olsa çocuk önce bu sözü zihinsel filtrelerinde yorumlayacak ve bu sözle kendisinin ezilmek istendiğini, bunun bir amaca erişmek için söylendiğini ve kendisinin hiç de geri zekâlı olmadığını düşünerek muhtemelen, “Sensin geri zekâlı!” diye savunmaya geçecektir.

Aynı söz his edinimi dönemi olan 7 yaş öncesi bir çocukta kendi ile ilgili ben algısının bozulmasına neden olduğu halde, ileri yaşlarda bir başka çocuğa aynı oranda tesir etmeyecektir. İşte bundandır ki çocuğa şaka yollu da olsa olumsuz hisler aktarmamalıdır.

Çocuk eğitimine hassasiyet gösteren ebeveynler öfkelerini, depresif hallerini, tükenmişliklerini, kaygılarını onararak çocuklarını yetiştirmeye aday olmalıdır. Kendi ruhsal problemlerini çözümlemeden çocuk yetiştirmeye kalkmak, çocuğun bütün yaşamına tesir edecek yıkıntılar oluşturacaktır.

Yetişkinin sadece negatif hisleri değil, aynı zamanda “doğal olmayan” abartılı sevgi gösterileri de çocukta “his bozukluğuna” sebep olur.

Örneğin, ailesiyle birlikte bir ev ziyaretine giden çocuğun peşinde büyük bir heyecan içerisinde “Aman, aman, aman…” diye koşmak, kucaktan kucağa dolaşırken her bir kucakta sevgi gösterileri yaşatmak, yetişkinler açısından anlaşılır olsa da çocuğun duygularında karşılığı olmayan bir durumdur. Böyle bir ortamda kalan çocuk kendisinde kökeni olmadığı halde onu sevenlere eşlik etmesi gerektiği hissiyle zoraki davranışlar oluşturur. Kendi doğal hislerini kullanmayı bırakıp kendisine yönelen hislerin sonucunda kökeni olmayan duygularla onlara eşlik ederek karşılık vermeye çalışır.

Veya annesinin sürekli peşinde gezdiği, “Acıktın mı… Yoruldun mu… Üzgün müsün… Beni seviyor musun?” diye duygularını denetlediği çocuk, kendisine yönelen bu ilgiye karşılık verebilmek için doğal hislerini kaybeder.

Bir eğitim ortamında derslerini yaparak öğretmenin ilgisini çekebileceğini fark eden çocuk, aslında başkalarını kendi ile memnun etmeyi öğrenen çocuktur.

Kalabalık bir ortamda sevimli davranışlarının çevresindeki kişileri güldürdüğünü, memnun ettiğini sezinleyen çocuk, kendi gibi olmak yerine başkalarının memnuniyetinden mutlu olmayı öğrenmiş “edilgen” çocuktur.

Halbuki sağlıklı bir gelişim süreci ancak ve mutlaka çocuğun kendi doğal hislerinin oluşturacağı ihtiyaçların vaktinde ve koşulsuzca giderilmesi ile mümkündür.

Çocuğun dışarıdan yönlendirilmiş hislerle değil, kendi “iç motivasyonu” ile var oluşunu sürdürmesi lazımdır ki kendi gibi olabilsin…