Hey, özgürlük!

1 Kasım 2018

Hazırlayan: Şebnem Yapareller Boraks

Son zamanlarda ebeveynler arasında ‘özgür çocuk yetiştirmek’ başlığı sıklıkla karşımıza çıkabiliyor. Peki ‘özgür çocuk’ derken tam olarak hangi özelliklere sahip olan bir çocuktan bahsediyoruz?

Özgürlüğün tanımı nedir diye soracak olursak muhtemelen alacağımız yanıt kişiden kişiye değişiklik gösterecektir. Birbiri ile aynı cümleyi içeren yanıtlarda bile bunun kişi için ne anlama geldiği konusunda mutlak farklılıklar gözümüze çarpacaktır.

Küçükken sahip olamadıklarımızı çocuğa verme arzusu
İnsanların aldıkları ebeveynlik rollerini şekillendiren birçok faktör vardır. Mizacın salt etkisinin dışında ebeveynlerin kendi çocukluk dönemleri, kendi ebeveynlerinin rol özellikleri ve kendilerinin sahip oldukları evlat rolleri… Hayatta sahip olduğumuz roller ve tüm bu dinamiklerin birbirleriyle etkileşimi sonucunda ebeveynlik rolümüzün dinamikleri belirleniyor. Karşımıza kendi çocukluk dönemine dair atıfları ağırlıkla ‘yoksunluk’ üzerine olan bir ebeveyn çıktığında, onun özgürlüğü ‘çocuğunun her istediğini elde etmesine olanak tanıma’ olarak tanımlaması şaşırtıcı olmayacaktır. Kimi zaman bu atıflar çocukluk döneminde yaşanmışlıklarla karakterize bir şekilde ‘çocuğumun maddi anlamda rahat etmesi veya okul ile ilgili hiç baskı olmayan bir yaşantısının olması’ gibi tanımlamalarla karşımıza çıkar.

Özgür mü? Şımarık mı?
Sıklıkla karıştırılan konu ise, özgür çocuk yetiştirmek ile ailenin merkezinde ve isteklerine hayır denilmeyen bir çocuk yetiştirmenin eş olduğu. Belki de bazı durumlarda bu bakış açısını savunmak, sınırlarla ilgili sorun yaşandığı zaman ebeveynlerin kendi iç sistemlerini zedelememek adına korunabilecekleri bir liman görevi görebilir. Ebeveynler bir çocuğa birey gibi davranalım cümlesinden yola çıkılarak yanına ek olarak alınan ‘hiçbir şeyine hayır demeyelim ve sınır koymayalım’ birlikteliğinin çocuk için ilerleyen yaşlarında olası etkisiz ve hatta olumsuz sonuçlara dönebilir.
Bir tarafıyla da bir sistemin parçası olarak, sistemin içinde var olurken diğerlerinin varlığını yıkmadan var olabilmek becerisini de çocuklarımıza kazandırmalıyız. Yani çocuğun birey olarak kendisini var ederken içinde bulunduğu sistemin özelliklerini okumak ve ona göre pozisyon alarak kendisini var edebilmek de işlevsel bir beceri. Bunun da yöntemi ebeveyn olarak çocukların her istediğine izin vermek ve hayır dememekten geçmiyor. Peki neler bu yönünü olumlu besliyor olabilir?

Abartmadan güvenli ortam
Güvenli hissetmesi için de çocuğun yaşına göre ihtiyaçlarının karşılandığı, sevildiğini fiziksel ve duygusal olarak hissedebildiği, kendisini var edebilmesi için fırsatların sonuna kadar tanındığı ama bir yandan da yine yaşına uygun sıkıntı yaratabilecek durumların önceden fark edilerek güvenli alanın sağlandığı bir ortam yaratmalısınız.

Özgür çocuk nasıl yetiştirilir?
Bebeğinizi kucağımıza aldığınız andan itibaren onunla ‘anı’ yaşamayı kendinize hedef koyarak başlanmalı işe. Genele baktığımızda geçirilen zaman, eğitim amaçlı ve kural hatırlatmalı olarak geçirme eğilimi var. Bu da çocuklarla ilişkiyi sürekli test edilen ve performans odaklı bir hale getiriyor. Mesela eline ojeleri alıp da resim yapmaya çalışan 2 yaşında bir çocuğu gördüğümüzde hemen ‘ne yapıyorsun sen hayır’ diyerek ortalığı toparlamak ve çocuğa kural öğretme odaklı olmak yerine karşınızda boyamayı deneyimlemek isteyen bir çocuk olduğunu fark edip bunun için ona alan yaratma alternatifini ne kadar sık tercih ediyorsunuz?

Çocuk gibi düşünmek
Ebeveynler olarak çocukla oynarken oyuna çocuğun penceresinden bakabilmek, fiziksel veya psikolojik bir zarar olmadığı sürece çocuğu serbest bırakabilmek, olması gereken gibi değil de onun istediği gibi olmasına fırsat vermek oldukça önemli. Siz onun yaratıcı yönünü destekledikçe aslında ilerisi için onun da hayata kendi yaratıcılık penceresinden bakabilme şansını törpülememiş oluyorsunuz. Bir yandan da tabi ki isteklerini bilen ve onlara ulaşmak için elinden geleni yapan bir kişinin disiplinli bir çalışma sistemine ve sorumluluk bilincine sahip olması gerektiğini düşünürsek bu becerileri de temelde çocuğunuza kazandırmayı hedef olarak almak yararlı olacaktır.
Aslında çocuğun ilk aidiyet duygusunu hissettiği ve kurallı bir ortam içerisinde sosyalleşme ve kendini gerçekleştirme imkânının sağlandığı okul ortamının aileden sonra kişilik gelişimi açısından temellerin atılmasında en önemli ortam olduğunu söyleyebiliriz. Çocuklarınızın sosyal uyum içerisinde olması ve koyun gibi güdülmelerinin aynı anlamda olmadığını burada vurgulayalım. Belki de burada kendini iyi tanıyan, bulunduğu ortamın yapısını, olanaklarını ve sistemin özelliklerini gözlemleyip doğru değerlendirmeleri yapabilen, ne istediğini ve/ya istemediğini bilen ve buna göre davranan, tüm bunları yaparken de diğer insanların iyi oluşlarını kollayan aktif ve anda olabilen bireylerden bahsediyoruz.

Var olan sistemdeki düzene dahil olmamak bireye ait özgür bir seçimdir. Birey bunu seçer ve sonuçlarına da katlanır. Fakat düzenin içerisinde kalarak sorun çıkartmak ve başkalarının düzen içerisindeki varlıklarını olumsuz etkilemek aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Zaten burada davranışın altında yatan temel de muhtemelen başka bir isyanın sesleri olabilir.

Dolayısıyla yine ‘özgür bir çocuk olsun’ adı altında okul veya bulunduğu diğer sosyal ortamlarda başkalarının özgürlüğünü elinden almasını olağan gören ebeveynlerden değil de, hayattaki seçimler, seçimlerin neye göre yapılacağı ve yaptığınız seçimlerin sorumluluklarını alabilme üzerine eğilirseniz çocuklarınıza özgür tercihler yapabilme konusunda daha çok destek verebilirsiniz.