10 soruda obezite

1 Haziran 2018

Çocuk ve ergenlerde obezite sıklığı dünyada giderek artıyor. Bu durumun sebepleri arasında gelişen teknolojiyle beraber ekran başında hareketsiz geçirilen saatlerin artması ve buna bağlı olarak çocukların hareketlerinin kısıtlanması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve daha az oranda organik besinlerle beslenilmesi ve diğer olumsuz çevresel faktörler yer alıyor. VM Medical Park Pendik Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Köşeli, 10 soruda obezite hastalığıyla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı.

1. Bir bebek genetik faktörlerle obez olarak dünyaya gelebilir mi?
Prader-Willi, Bardet Biedl ve Alstrom gibi sendromlarda bebekler obez olarak dünyaya gelebilir. Leptin, melanokortin ve proopiomelanokortin gibi genlerde oluşan mutasyonlarla obezitenin ilişkisi kanıtlanmış olmakla birlikte sadece bu gen bozukluklarına bağlı meydana gelen obezite yüzdesi çok azdır. Yapılan araştırmalara göre, bazı ailelerin tüm bireylerinde obezite görülüyor olması genetik bozukluklardan ziyade aynı beslenme yanlışları ve aynı yaşam tarzını paylaşıyor olmalarına bağlı bulunmuştur.

2. Aile hikayesi olmayan, 5.5 kg doğan bir bebek obez mi, şişman mıdır? Bunun için tedavi gerekli midir? Bu bir sağlık sorununun habercisi midir?
4000 gram üzerinde doğan bebekleri makrozomik veya LGA (yaşına göre iri bebek) olarak adlandırırız. Bu bebeklerde doğumlarda omuz takılması ve köprücük kemiği kırılması riski normal kilolu bebeklere göre 10 kat artmıştır. Yine bu bebeklerde doğum sırasında oksijensiz kalma, doğduktan sonra müdahale ihtiyacı, solunum desteği ihtiyacı, kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi), iyi beslenememe ve vücutta dolaşımı yavaşlatacak derecede kan fazlalığı (polisitemi) görülme ihtimali de çok yüksektir. Bu şekilde doğan bebekler solunum sıkıntısı ve beslenme zorluğu yoksa anne yanında izlenebilir ancak kan şekeri ve kan sayımı bakılarak takibi yapılır. Bazı durumlarda bebeğin yoğun bakıma alınarak orada izlenmesi uygun görülür. Anne ve bebek eve taburcu olduktan sonra da bu bebeklerin biberonla fazla miktarda beslenmesinden kaçınılmalıdır. Çoğunlukla sebep annenin beslenmesi veya annede kan şekeri yüksekliğine sebep olan durumlar olduğu için bu bebekler normal bebekler gibi beslendiği takdirde 2 yaş civarında normal yaşıtlarını yakalayacaktır. Ancak bu dönemde bebek fazla miktarda beslenirse veya ek gıdalara geçildikten sonra yüksek kalorili veya şekerli beslenme gibi yanlış beslenme şekilleri uygulanırsa bebekte ilerleyen yaşlarda diyabet, yüksek tansiyon, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları veya farklı hormonal bozukluklar gelişebilir.

3. Anne babadan ya da bir kuşak büyüklerden kaynaklı yatkınlık hamilelikte fark edilebilir mi, ediliyorsa ne gibi önlemler alınabilir?
Hamilelerde düzenli olarak yapılan izlemler çok değerlidir. Bu izlemlerde annenin ayına göre fazla kilo alması, yapılan şeker yükleme testlerinde anormal sonuçlar alınması ve ultrasonografiyle bakılan ölçümlerde bebeğin haftasına oranla fazla kiloda olması, ‘iri bebek’ olarak doğacağının belirtileridir. Özellikle şeker yükleme testini zayıf veya kilolu olmasına bakılmaksızın tüm annelerin mutlaka yaptırması gereklidir. Bu testte annenin kan şekeri değerlerinde bozukluk saptanması durumunda diyetisyen yardımıyla daha sağlıklı bir beslenme düzenine geçilmelidir, eğer beslenme değişimiyle de kan şekeri normal seviyeye indirilemiyorsa bazen gebeliğe özel insülin kullanımı da gerekebilmektedir. Yine annenin gebelikte günlük düzenli yürüyüşler yapması da hem anneyi hem bebeği obeziteden koruyacaktır.

4. Sadece anne sütü aldığı halde çok kilolu bebeklerle karşılaşıyoruz, bu nasıl mümkün oluyor? Annenin emzirme sıklığı bebeği obeziteye götürebilir mi?
Anne sütü bir bebek için en değerli besindir ve bebeğin gereksinimi olan tüm besin öğelerini yeterince içerir. Dolayısıyla bir anne eğer dengeli besleniyor, bol su içiyor ve bebeğini düzenli aralıklarla emziriyorsa bebeğin kilo alımı her ay düzenli artacaktır. Bazı bebekler anneyle geçirilen zaman ve ten temasından hoşlandıkları için ya da doyma duyguları yeterince gelişmediği için daha sık aralıklarla ya da daha uzun sürelerle emebilir. Bu bebeklerde kilo alımı daha fazla görülse de sadece anne sütü alımıyla oluşan fazla kilo obezite için risk değil tam tersine koruyucudur. Çünkü anne sütü bebeğe göre sentezlenir, emzirmenin başında daha az yağlı bir süt salgılanırken sonuna doğru yağ içeriği yüksek bir süt salgılanır ve doyma hissi oluşur. Ayrıca ilerleyen aylarda emmenin refleks olmaktan çıkıp bilinçli hal alması ve hareketliliğin artmasıyla birlikte bu bebekler ortalama 1 yaş civarında yaşıtlarıyla aynı kiloya gelecektir. Burada dikkat edilmesi gereken, mama ile beslenen bebeklerdeki fazla kilo alımıdır.

5. Obeziteye yatkınlığı olan bebeklere nasıl bir beslenme düzeni oluşturulmalı?
Anne sütü yeterliyse (düzenli idrar ve kaka çıkışı olması, doktor kontrollerinde yeterli kilo, boy ve baş çevresi gelişimi göstermesi) ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek obeziteden koruyucu en önemli yöntemdir. Anne sütü yeterli olmayan bebeklerde mama ile beslemede ölçeklere uygun mama hazırlanması, kullanılan biberonların kendinden akışlı olmaması önemlidir. Ek gıdalara 6. aydan önce ve 8. aydan sonra başlanmaması, ek gıdaya geçtikten sonra yüksek kalorili, şekerli, katkı maddeli gıdalardan uzak bir beslenme rejiminin oluşturulması bebeğinizi obeziteden koruyacaktır.

6. Her şişman obez midir? Obezite teşhisi nasıl koyulur? Teşhis koyulduktan sonra nasıl bir yol izlenir?
Obezite, çocuklarda sıklıkla vücut kitle indeksi persentil eğrilerine göre sınıflandırılır. 2 yaşın üzeri çocuklarda vücut kitle indeksi 85. persentil üzerinde ise aşırı kilolu, 95. persentilin üzeri obez ve 99. persentilin üzeri ‘morbid (ölümcül) obez’ olarak değerlendirilir. İki yaşın altında çocuklarda ise ayına göre olması gereken kilonun yüzde 85’inin üzerinde olması ‘fazla kilolu’ olarak adlandırılmakta, obez terimi kullanılmamaktadır. Çocuklarda erişkinlerdeki gibi kalori kısıtlayıcı diyetler uygun değildir ancak diyetindeki gereksiz kaloriler çıkarılmalıdır. Öncelikle şekerli gıdalar ve meyve suları, kızartmalar, fast food ürünler ve hamur işleri gibi aslında çocuğun ihtiyacı olmayan besinler günlük diyetinden çıkarılmalıdır. Çocukla birlikte hareket içeren aile aktiviteleri artırılarak çocuğun daha hareketli bir yaşam tarzını benimsemesi sağlanmalıdır. Ekran karşısında geçirilen zaman çocuğu hareketsizleştirip dengesiz yemesine sebep olacağından günlük ekran karşısında geçirilen süre 2 saatle sınırlandırılmalıdır. Okulda atıştırması için ara öğünler evde hazırlanmalı, dışarıdan gıda tüketimine özendiren reklamlardan etkilenmesi önlenmelidir.

7. Obez çocuklar hangi hastalıklara daha yatkındır? Anneler neye dikkat etmelidir?
Obez çocuklar en sık tip 2 diyabete yatkındır. Bunun dışında karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kemik ve eklem yapısında bozulmalar, romatizmal hastalıklar, bağışıklık sistemi sorunları, tıkayıcı uyku apnesi, kabızlık, reflü gibi sindrim sistemi problemleri, pişik ve egzama gibi cilt problemleri, idrar kaçırma, böbrek taşı ve vitamin eksiklikleri gözlenebilir. Yine bu çocuklarda özgüvende azalma, depresyon, sigara ve alkol bağımlılığına yatkınlık, sosyal ayrımcılık, öğrenme ve hafıza sorunları ve dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu gelişebileceği unutulmamalıdır. Tiroid ve paratiroid bez bozuklukları, kızlarda erken ergenlik, erkeklerde ergenlikte gecikme, infertilite (kısırlık) gibi hormonal sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Anneler çocuğun kilosunun fazla olduğunu düşündükleri zaman (maalesef ergenlik döneminden önce çoğu anne çocuğun fazla kilosundan rahatsız olmuyor) , çocukta yaşına göre erken başlayan kıllanma varsa, karında sırtta kalçalarda kilo almaya bağlı çatlaklar oluşmuşsa, boyun arka kısımda hörgüç şeklinde yağ dokusu birikimi varsa ve kol altlarında çillenme tarzında koyu renk oluşumu mevcutsa (bu hastalığa ‘akantozis nigrikans’ adı verilir ve bize insülin direnci oluşmaya başladığını gösterir) mutlaka çocuk doktoruna başvurmalıdır.

8. Çocuk belli bir bilince geldikten sonra faydalı ve zararlı yiyecek kavramını nasıl oturturuz?
Çocuğumuzun sağlıklı beslenmeyi öğrenmesini istiyorsak, öncelikle biz aileler sağlıklı beslenmeliyiz. Gün içinde çocuklara sağlıklı besinlerin faydaları anlatılarak özendirilmelidir. Özellikle bizde sevdiği ya da hayran olduğu noktalar kullanılabilir (babanın ya da annenin ‘Ben et yediğim için güçlüyüm/çok akıllıyım, meyve yediğim için saçlarım bak ne kadar güzel, peynir yediğim için boyum uzun’ demesi gibi). Yine izlediği çizgi filmler özenle seçilmelidir. Çocuk ne görürse onu taklit eder (Ben havuç yemeye Buggs Bunny ile, pizza yemeye Ninja Kaplumbağalar’la başladım). Sağlıklı atıştırmalıklar (meyve, badem, ceviz, fındık gibi) canı isteyince kolay ulaşabileceği yerlerde bulundurulmalı, böylece zararlı atıştırmalıklara yönelmesi önlenebilir. Yine market alışverişi yapılırken meyveleri sebzeleri peynirleri birlikte seçmek, yemek yaparken yanınızda bulundurup yararlarını anlatmak da çocuğun sağlıklı gıdalara sempati duymasını ve yemeğe ilgisini artıracaktır.

9. Obez çocukların ailelerinde en çok gözlenen davranışlar neler? Baskıcı zorla yediren anneler mi, kendi haline bırakan anneler mi?
Obez çocukların aileleri büyük oranda baskıcı ve zorlayıcı aileler oluyor. Daha bebeklikten başlayarak sürekli çocuklarının doymadığını, gelişmediğini, yaşıtlarına göre kısa ya da zayıf olduklarını düşünen ailelerde erken yaştan başlayarak obezitenin temelleri atılıyor. Çünkü bu ailelerin ‘Yeter ki kilo alsın da aç kalmasın, ne yerse yesin ama bir şeyler yesin’ endişesiyle müsaade ettiği yiyecekler çocuğun yaşına uygun olmayan bisküviler, şekerli içecekler ve gıdalar, yağ oranı yüksek besinler oluyor. Bu besinler çocuğun hem gereksiz kalori almasına sebep olurken hem de uzun süre tok tutarak çocuğun normal yemeklerden uzaklaşmasına ve tamamen tek tip, dengesiz gıdalarla beslenmesine yol açıyor. Çocuğu tamamen kendi haline bırakmak da çok doğru bir davranış değil, daha çok ilgilenmek, zaman ayırmak ve yemek konusuna dahil olmasını sağlamak gerekiyor.

10. Türkiye obezitede 4. sırada, bunu neye bağlıyorsunuz? Maddi imkanlar hastalığı etkiler mi?
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yıllar ilerledikçe dijitalleşmenin artışının bir sonucu olarak çocuk, erişkin hepimizin ekran karşısında geçirdiği zaman artıyor ve fiziksel aktivitelerimiz giderek azalıyor. Ülkemizde yapılan araştırmalar obezitenin daha çok batı illerinde ve çalışan kesimlerde fazla görüldüğünü gösteriyor. Bunda çalışma saatlerinin uzun olması, eve gelindikten sonra ancak yemek ve TV/PC başında zaman geçirilmesi ve ailece yapılan aktivitelere ancak haftada bir kez zaman ayrılması sebep oluyor. Aslında bir nevi işimize ve sosyal medyaya bağımlı yaşıyoruz da denebilir. Bizim yaşam tarzlarımız doğrudan çocuklarımızı da etkiliyor. Küçük yaştan itibaren ekran ilgisi, ekrana bakarak yemek yeme, ağladığında TV’den ninni açılması hatta maalesef ekran ilgisinin çocuğun akıllı olmasına yorumlanması söz konusu. Ailece birlikte yapılan aktivite en fazla hafta sonu sabah kahvaltısından ibaret, ardından yürüyüş yapan varsa ne ala. Metropol hayatı bizi esir etmiş durumda. Doğu’ya doğru gidildiğinde ise obezite daha çok, fazla doğum yapan kadınlarda görülüyor. Çocuklara gelince maalesef Doğu- Batı fark etmeksizin fast food tüketiminin inanılmaz derecede artmış olduğunu görüyoruz. Şekerli sütler ve yoğurtlar çocukların en kolay tükettiği ve ailelerin de sağlıklı gördüğü besinler olduğu için yüksek oranda tüketilir hale geldi. Bu sorunu aşmak için önce birey olarak kendimiz bilinçlenmeli sonra ailece sağlıklı yaşama geri dönmeliyiz, yoksa çok kısa süre sonra her 5 kişiden biri obez olacak.
Zenginlerde fast food yiyecek tüketiminin daha sık görülmesi sebebiyle obezite fazla görülürken; sosyoekonomik olarak daha zayıf ailelerde de çocuğun beslenmesine ayıracak zaman olmadığı için bakkaldan beslenme alışkanlığı sayesinde artmış durumda. Dolayısıyla zengin kesimde obezite hala daha yaygın görülmesine rağmen, sosyo ekonomik durumu daha kötü ailelerde de zenginlere yakın oranlarda olabilir.